İslam ve Barış

Bu yazıda inşallah islamın barış dini olma fonksiyonunu kurandan ayetlerle inceleme fırsatı bulacağız. böylece günümüz dünyasındaki savaşlara bakışta yüce Allah’ın kurallarınca bir yer edineceğiz. ama önce kafadaki önyargıları falan ortadan kaldırmak gerek. savaş mutlak anlamda kötüdür diye bir düşünce realist bir tutum olmaz. birisi size saldırıyorsa kendinizi illa ki savunmak zorundasınızdır. dolayısıyla mutlak anlamda savaşan 2 taraf da suçsuzdur demek yanlış olur.

Kuran, evrim teorisine karşı mıdır?

Her ne kadar, Kuran’a iman ettiğini söyleyen Müslümanların çoğunluğu, belki başka din ve kültürlerden etkilenerek aksini savunsa da, Kuran ayetleri ön yargısız ve objektif bir biçimde incelendiğinde, Kuran’ın evrim teorisiyle çelişmediği açıkça görülebilir:

Kanıtlarıyla açıklayayım:

1) Kuran’a göre “Adem” isminde bir peygamber vardır; ancak “adem” kelimesi aynı zamanda insan türünü tanımlayan bir kelime olarak da kullanılmıştır.

Kanıt a: Ali İmran 59! “Şüphesiz, Allah indinde, İsa’nın misali, ademin misali gibidir; onu topraktan yarattı ve sonra ona ol dedi; böylece “olur”…

Burada “olur” diye çevirdiğim kelime, Arapçadaki “yekûn” fiilidir. Geniş zamanı (muzari) ifade eden bir fiildir. Yani “adem” geçmişte olmuş-bitmiş bir şey değildir; geçmişte olduğu gibi, bugün de olmaktadır ve gelecekte de olacaktır. Buradan “adem”in insan türünü anlatan bir kelime olduğu anlaşılıyor.

Bu ayetten benim anladığım şey şu: Rabbimiz bize diyor ki; İsa sizin için bir mucize gibi görünebilir; ama buradan hareketle onu tanrılaştırmayın; çünkü benim indimde, İsa’nın durumunun sizin durumunuzdan bir farkı yok, o da bir ademdi, tanrı değildi…

Kanıt b: Kuran’da, adem kelimesi yerine, bazen insan kelimesi, bazen de beşer kelimesi kullanılmıştır. Mesela,

“Meleklere ademe secde edin dedik ve secde ettiler; ancak iblis (hariç)…” (2/34)

“(İblis) <beşere secde etmem.> dedi.” (15/33)

“Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere, «adem’e secde edin» dedik, iblis hariç secde ettiler… (iblis) beni ateşten yarattın onu çamurdan (tîn) dedi” (7/11,12)

“İnsanı çamurdan (tîn) yarattık.” (23/12)

“Rabbin meleklere: <gerçekten ben çamurdan (tîn) beşer yaratıcıyım.> dedi” (38/71)

2) Kuran’da ne Havva’nın Adem’in kaburgasından yaratıldığından bahsedilir; ne de Havva diye birisinden…

Bazı insanlar, Araf 189. ayette Adem ve Havva’dan bahsedildiğini söylerler. Burada geçen “ondan eşini yaptı” ifadesi “kendi türünden bir eş” anlamındadır. Nitekim peygamberimiz için de, Kuran’da, “Size, sizin bedeninizden bir elçi gelmiştir.” (9/128) denilmiştir. yani sizin gibi bir elçi, beşer olan bir elçi gelmiştir, deniliyor; yoksa, peygamberin bizim kaburga kemiğimizden oluştuğu söylenmiyor. Araf 189 ve benzeri ayetlerde anlatılan şey, insanın genel varoluş sürecidir. Bunun böyle olduğunun açık delili de bir sonraki ayettir. Eğer Araf 189. ayette Adem ve Havva’dan bahsediliyor olsaydı, bir sonraki ayete göre de (190. ayet) Adem ve Havva’nın müşrik oldukları gibi bir sonuç çıkardı.

3) Ademin, yani insan türünün var olduğu cennet ile insanların öldükten sonra gidebildikleri ahiret yurdu olan cennet farklıdır; insanlığın yaratıldığı cennet yeryüzündedir.

Kanıt a: Bakara 30! “Rabbin meleklere <Gerçekten ben yeryüzünde bir halife yapıcıyım.> dedi…” (2/30)

Kanıt b: Cennet kelimesi bahçe anlamına gelir. Kuran’da dünyadaki ağaçlık, yeşil alanlar için de kullanılmıştır: 2/265, 2/266, 17/91, 18/32, 25/8, 34/16, 68/17 vb.

4) Allah, ademi/insanı yeryüzünde halife yaparken, yabani/barbar/ilkel insanlar yeryüzünde hüküm sürüyorlardı.

Kanıt: Bakara 30! “Hani bir zamanlar, Rabbin meleklere dedi ki: Gerçekten ben yeryüzünde bir halife yapıcıyım. dediler ki: Orada fesat çıkaran ve kan dökenleri mi (halife) kılarsın?

Bu ayette meleklerin kullandığı fiil, gelecek zaman fiili değil, geniş zaman fiilidir. melekler şöyle diyor: Şunları mı, orada (halife) kılarsın ki onlar fesat çıkardı/çıkarıyor/çıkaracak ve kan döktü/döküyor/dökecek.

5) Allah’ın meleklere sunduğu “bir tek adem” değil, “isimler” de değil; çoğul akıllı varlıklardır! Aynı şekilde, cennetten çıkanlar da öyle…

Kanıt: Bakara 31! “Ademe isimlerin tümünü öğretti; sonra onları meleklere arz etti.”

Burada “onları” diye tercüme ettiğim kelime, Arapçadaki “hum” zamiridir. Eğer meleklere arz edilen şey, “bir tek erkek” olsaydı, hu zamiri; “isimler” olsaydı “ha” zamiri kullanılması gerekirdi. Oysa hum zamiri kullanılmıştır ki, buradan, Arapça gramer kuralları gereği, arz edilen şeyin çoğul akıllı varlıklar olduğunu anlıyoruz. Yani “bir tek adem” değil; “birçok adem” söz konusu.

Kanıt: 2/38, 7/24 ve 20/123.

“İnin oradan hepiniz! benden size bir yol gösterici gelir de kim yol göstericiye uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir…” (2/38)

“Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin…” (7/24 ve 20/123)

Bu ve benzeri ayetlerde yer alan fiil ve zamirler 2’den fazla kişi için kullanılan çoğul ifadelerdir.

Şahsi görüşüm:

Kuran’a göre insan türü (adem) yeryüzünün malzemesiyle (toprak), yeryüzünde yaratılmış; orada halife yapılmış; isimleri (konuşmayı?) öğrenmiş, ağaçlı bir bahçeye (Afrika’da?) yerleşmiştir. İşte Kuran bu bahçedeki bir ağacın insan türüne yasak kılındığını haber vermektedir. Fakat insanlar bu ağaçtan yemiş ve çıplak kalmış ve azgınlık etmişlerdir. Burada eğer mevzubahis Adem ve Havva olsaydı, evli iki kişinin avret yerlerini görmeleri doğal olurdu. Dolayısıyla, öyle anlaşılıyor ki; erkekli kadınlı insan topluluğu bu ağaçtan yiyerek, Allah’ın örtünme emrini unutmuş ve açılıp saçılmış; bu nedenle de kınanmışlardır. Ayrıca yine Kuran’dan anlaşıldığı kadarıyla, savaşmış ve bu nedenle de ilk yerleştikleri mekandan uzaklaşmış oldukları sonucuna varılabilir. İnsan türünü günaha iten bu ağaç, mesela Afrika’da bulunan ve alkol içeren marula ağacı olabilir:

http://www.youtube.com/watch?v=ehcnu-ybxdy