Gdolu yiyeceklerin kuran ile incelenmesi

bu yazıda kuranda neden gdo’lu yiyecek olmaması gerekliliğinden söz edeceğim inşallah. aynı zamanda çok net bir şekilde bu tür besinlere karşı çıkıldığından da bahsetmiş olacağım haliyle.
gdo genetiği değiştirilmiş organizmalar anlamına gelir. daha çok verim elde edileceği öne sürülür, hatta böylelikçe açlığı önler diyerekten bu besinler etik olarak sunulmaktadır ancak akabinde bu besinlerin zararı yok sayılmaktadır. ancak zararlı olan bu besinleri bu şekilde öne sürmek kurana göre doğru mudur diye sorduğumuzda karşımıza aşağıda vereceğim ayetler çıkacaktırç

97 – allah, kâbe`yi, o beyt-i haram`ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. bu, allah`ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve allah`ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.

((bkz: maide suresi 97))

yukarıdaki ayette kurbanlardan bahsedilmiş
100 – de ki:”pis olan şeyle temiz olan şey bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile”. ey selim akıl sahipleri allah`tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
buradaki ayette de pis olan şey yani (gdo) çok olsa bile onu kullanmamak gerektiğinden söz edilmekte.

(bkz: maide suresi 100)

ve ilginç bir şekilde sonra gelen ayetse şöyle:

101.İnananlar, açıklandığı vakit hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında sorular sormayın. kuran`ın ışığında sorarsanız size açık olurlar. allah özellikle onlardan söz etmedi. allah bağışlayandır, yumuşaktır.
maide suresi

“GDO’yu savunan görüşlerin dayandıkları en önemli tez, dünyada giderek artan besin ihtiyacını karşılamak ve açlık sorununa çare bulmak için GDO’nun zorunlu olduğu görüşüdür.” yani dolayısıyla bu gdo yöntemi günümüzde kullanılmaması gereken bir yöntemdir.
(bkz: maide suresi 101)

kaynak:yaklasansaat.com gdoyla alakalı veri. bu veri bir çok sitede bulunabilir, gdoyla ilgilenenler zaten bilir..

Sitene Zaman Ayarlı Namaz Kılmalısın Kodu

Evet Arkadaşlar aşağıda paylaşacağım kodla ziyaretçilerinize saati geldiğinde değişen namaz kılma kodu ekleyebilirsiniz.
mesela saat 13:00’dan önce sabah namazını kılmalısın der. motomot doğru bilmese de(her şehirde farklı.) yararlı bir kod bence üzerine tıklayıp kopyala deyip sayfanıza yerleştirebilirsiniz. güzel bir dini kod bence.

Yayın tarihi Kategoriler UncategorizedSitene Zaman Ayarlı Namaz Kılmalısın Kodu için bir yorum yapın

Nisa Suresi’nin 34. Ayeti / “Kadına Dayak” Meselesi

“İslam’da kadın hakları” ve “İslam’da kadına verilen değer” gibi meseleler çerçevesinde zaman zaman gündeme gelen ve içerdiği “darabe” kelimesinin farklı anlamlara gelebilmesinden ötürü, Türkçeye nasıl tercüme edileceği hususunda tartışmalara konu olan ayet.

Her dilde olduğu gibi, Arapçada da farklı manalara gelebilen (eş sesli) kelimeler vardır. Dolayısıyla Arapça bir kitap olan Kuran’da da bu türden kelimelere rastlamak mümkündür. İşte “darabe” kelimesi de böyle sesteş kelimelerden birisidir; Kuran’da “vurmak, bırakmak, vazgeçmek, izah etmek, sefere çıkmak, örtmek” vb. pek çok manada kullanılmıştır.

Dil bilimsel açıdan, Nisa/34’te kullanılan “darabe” fiili, “(onlara) vurun” veya “(onlardan) ayrılın” manalarına gelebilir. Mesela 43/5. ayette, “Haddi aşan bir kavim oldunuz diye vazgeçip sizi uyarmayı bırakalım mı?” denilirken, “darabe” fiili kullanılmıştır. Nisa/34’te, “vurun” ve “ayrılın” manalarından hangisinin tercih edilmesinin daha uygun olacağına karar vermek için (diğer eş sesli kelimelerde de olduğu gibi), ayetin öncesine-sonrasına ve Kuran`ın bütününe bakmak gerekir.

1) Nisa/34’ten hemen bir sonraki ayet (Nisa/35), “Ve in hiftum şikaka beynihima…”  yani “Şayet o ikisinin (karı-koca) arasının yarılmasından/açılmasından/ayrılmasından korkarsanız…” şeklinde başlamaktadır. Bu durum, bir önceki ayette bir ayrılıktan bahsedildiği görüşünü desteklemektedir.

2) Kuran’ın bize haber verdiğine göre, peygamberimiz eşleriyle çeşitli problemler yaşamış ve hatta kimi zaman şiddetli geçimsizlik olarak tanımlanabilecek boyutta sorunlar ortaya çıkmıştır. Böyle bir durumda Allah’ın peygamberinden istediği şey şu olmuştur:

Ahzab/28-29: “Ey peygamber! Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, o zaman gelin size ayrılık nafakasını vereyim ve sizi güzelce bırakayım. Eğer Allah’ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, Allah sizden iyi davranışlarda bulunanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.”

Görüldüğü gibi, burada peygamberden huysuzluk yapan eşlerini dövmesi, onlara vurması değil; onlardan ayrılması istenmektedir. 

3) Kuran’a göre, eşinin zina yaptığını söylese dahi bir erkek karısını dövemez (nur/6-10) ve karısı (suçlamayı kabul etmedikçe) zina cezası da almaz. Böyle bir durumda dahi, kocanın sözüne itibar etmeyen ve kadına ceza uygulatmayan Kuran’ın, geçimsizlik durumunda erkeğe kadını dövme hakkı tanıması, mümkün gözükmemektedir. Mesela, birtakım rivayetlere göre, sahabeden Uveymir, karısı Havle bint Kays’ın zina yaptığını söylemiş; bunun üzerine boşanmışlardır. Uveymir’in karısına herhangi bir ceza (dayak vb.) verilmemiştir. Benzer şekilde, Hilal adındaki sahabi de, karısının Şerik ismindeki biriyle zina ettiğine şahit olmuş (böyle olduğunu iddia etmiş), karısı ise bunu kabul etmemiş ve bunun üzerine boşanma gerçekleşmiştir ve karısı da herhangi bir ceza almamıştır!

İslam ve Cinsellik Yaşantısı

İslam ve cinsellik aslında public olarak ifade edilmeyen ama en çok merak edilen şeyler arasındadır.
Bunun ifade edilmesindeki yegane etken cinselliğin pis, kötü olarak etiketlenmesidir. oysa ki Kuranda belirti
len şartlar yerine getirildiği takdirde islam açısından cinsellik bir tabu değil kişilerin hayatını doğru
düzenleyen ve yönlendiren bir etken haline gelir. Bu yönlendirme sonucunda kişilerin cinselliklerinin sömürül-
mesi önlenmeye çalışılır. yapılan araştırmalara göre insanlar gününün belli bir kısmı üzerinde ergenlikten
itibaren cinsel düşünceler yer alır. cinsellik beynin zevkle alakalı merkezini uyarır. Dolayısıyla haz odaklı
yaşayan insanlar için cinsellik mükemmel bir tatmin kaynağıdır. Ancak bu kaynağın yanlış bir şekilde yönlendi-
rilmesi hayatımızda muhakkak sorunlara yol açacaktır. bu durumu somutlaştırmak gerektir:mesela bir erkek
bir kişiyle sırf beraber olabilmek adına o kişiyi seviyormuş gibi davranabilir. bu yalancı aşık sonradan üzerindeki
cinsel isteğin etkisi geçtiğinde kızdan ayrılmak isteyebilir ancak arada kurulan zorunlu bağ kişilerin ayrılmasını
travmatik kılacaktır. buna zorunlu bağ diyorum çünkü cinsellik sırasında “oksitosin” adı verilen bağlılıkla alakalı
bir madde salgılanır.
İşte kuran’da bu tür olayların önüne geçilebilmek adına maddi güven kaynağı olan mehir şartı aranır beraberliklerde.
bu şart kuranda istenirse şart olarak da kalmaz yani mehir alınmaz eğer istenirse. sözleşmeli bir şekilde beraber
olan eşler çok daha güçlü bağlarla bir araya gelmiş olurlar ve böylece kadının sömürülme ihtimali en aza inmiş oulr.
erkeğin çocuk yapmadığı düşünülürse hamilelik gibi bir bağı olmadığı için kadını bırakıp gitme ihtimalinin daha yüksek
olduğunu da unutmamak gerek. bu biyolojik fonksiyon da çağlar boyu değişmediği için yüce Allah’ın bir emri oluyor haliyle.

Kuranda bu evliliğin yanında aramızdaki bekarları da evlendirmemiz gerektiğinden söz edilir. yani erkeklerde ya da
bayanlarda cinsel agresyon en iyi şekilde önlenmeye çalışılır, üstelik bu ifade edilirken kurandaki ayetlerde ekonomik
durumun fazla takılmaması gerektiğinden söz edilmektedir. Yani günümüzdeki ertelenmiş cinsellik denilen olayın çözümü
sunulmuştur. Bilindiği gibi günümüzde kişilerin eğer üniversite okumuşsa evlenmeleri uzun yıllar gecikiyor. erken evlendi
ğindeyse bu insanlar modernlik dışı algılanıyor. Tabii bu biraz da geleneksel olarak zorla evlendirilmesinden kaynaklanıyor
ancak her erken evlilik (mesela 18-19) böyle algılanmamalıdır. Zira o zaman biyolojik durumumuzun realitesi ihmal edilmiş
olacaktır.
Bir de özgür cinsellik sapkınları kurandaki teşhir karşıtı tutumu eleştirmektedir. yani kadınlar istediği gibi giyinsinler sanane
şeklinde bir şey sunmaktadırlar. ancak buradaki olay kişilere karışmak değildir. bir konuda doğru olduğun fikri ifade edebilmelisin,
yoksa kimseye zorla şunu giyeceksin yapacaksın demek doğru değildir.
Ancak günümüzde de geçmişte de her toplulukta cinsel dürtülerini kontrol etmekte güçlük çeken insanların olduğu malumdur dolayısıyla
buna karşı aşırı cinselliği belli etmeden giyinmek bir korunma önlemi olabilir. ek olarak bu olaylara zaman yönetimi açısından da yaklaşılabilir.
geç evlenmiş birisi tam anlamıyla birisine bağlanmadan önce çok uzun bir süreç yaşayacaktır ve bu süreçte eş bulmak
o kişi için adeta bir iş halini alabilir. ayrılıklar da onun için bir travma kaynağı olabilir. mesela kuranda nazlı konuşmamamız
gerektiğinden söz edilir.(kadınlar için.) nazla konuşan kadın erkeği eğer bu şekilde etkilerse erkeği etkisi altında bırakıp
daha sonra erkeğin ona aşık olmasına neden olabilir. oysa erkeğin kavuşamayacağı ve kadının onu sevmeyeceği bir aşka bağlanması
da kişiler açısından olumsuz bir durum arz etmektedir. her türlü rahatlığı medeniyet zannedenler bazen bunları
anlamayabilir ancak bilsinler ki onların bu düşüncelerini yönlendiren şey hazlarıdır. günümüz toplumlarında yüksek
istatistiklerde sayılabilecek kadar çok kadının hayatında bir kez tacize uğradığı söylenmektedir. bu durumu minimuma
indirebilmek elbette kuran’a uymakla olacaktır. Tabii buradaki tek suç kadında olarak adlandırmak tek taraflı ve erkek
egemen bir bakışın eseri olacaktır ancak kuranda bu konuda hem kadınlara hem de erkeklere tavsiyelerde bulunulmaktadır.
Son olarak söyleyeceklerim bir kuran ayetlerinin bana hatırlattığı olan “kuran biz zorluğa düşelim diye inmedi.” diyen ayettir.

Narsizm ve Kuran-Kuranda Kibir ve Psikiyatri

 

Bu yazıda Allah’tan gelen vahiy ve vahyin içerisinde yer alan kuran’da kibirle alakalı olan verileri bilimsel bir bakışla değerlendireceğim. Bunu yaparken Nisa suresi 36 ve Nisa suresi 37. ayetleri temel alacağım.
İlk olarak aşağıdaki ayetleri incelemeniz gerekmekte.

    36 – allah`a ibadet edin ve o`na hiçbir şeyi ortak koşmayın. sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.

Yukarıda ayette gördüğünüz üzere Allah önce kendine inanılmasını ve başkalarına yardım edilmesini istemiş ardındansa kibirlenenleri Allah’ın sevmeyeceğinden söz etmiş. Yani burada kuranda kibirli addedilenler yardım etmekten hoşlanmaz demiş.
biraz da bilimsel verileri inceleyelim.

{Bilimsel veri diye kastettiğim şeyler kibir=narsizm düşüncesiyle yapılmıştır. narsizm psikiyatrik hale gelmiş olan kibri inceleyen uç bir örnektir.}

37 – onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve allah`ın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.

57:23 – Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.

“Narsisistik kişilerin temel özellikleri büyüklenmecilik ve başka insanlardan onay ve beğeni toplamak için çırpınmalarına rağmen ,başkasına ilgi ve empati göstermiyor oluşlarıdır.”
yukarıdaki veri incelendiğinde kendini beğenmişlerin başkalarına yardım etmemeleri anlaşılabilir zira onlar kendilerinden başkalarını düşünmemektedir. Eğer başkalarına iyilik yapıyorlarsa da onu kendi benliğini güçlendirmek amacıyla yapıyorlardır.
Ancak asıl olaysa Kuranda bu ayetlerin hemen akabinde bu iyiliğin gösteriş için yapıldığından söz edilmesidir.

“38 – bunlar, allah`a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır! ”

Ayrıca narsizm başkalarıyla ilişkilerimize ket vuruyor da deniyor ve böylece başkalarına yardım etmemizi engellemekte işe yarar oluyor.
“Modernleşme,insanları özgürleştirmiş,fakat aynı zamanda güvensiz de kılmıştır.Narsisizim ,insanları birbirinden uzaklaştırıp aralarına aşılmaz duvarlar örüyor.”
Ayrıca şöyle deniyor:
“Narsisistik ihtiyaçlar : Kendini ifade edebilme,kendini öne çıkarabilme ve biricik olmanın önemi.Ama ahlaki ihtiyaçlar adeta görmezden gelinir : Merhamet,sorumluluk,başka insanlara ihtimam gibi ahlaki ihtiyaçlar kapsama alanı dışındadır.”

Narsizmle alakalı kaynak:http://www.yedikulepsikiyatrimerkezim.com/konudetay/42-narsisizm.html
Nisa Suresi 36 tüm çevirileri: http://www.alimallah.net/nisa+suresi+36.html
Nisa suresi 37 tüm çevirileri: http://www.alimallah.net/nisa+suresi+37.html
Nisa suresi 38 tüm çevirileri: http://www.alimallah.net/nisa+suresi+38.html

Kuran Bilim ve Algılarımız

Birbirine uzakmış gibi görünen ya da bir zamanlar gösterilmeye çalışılan iki alandır kuran ve bilim. bunun
sebeplerini ele alırken tek sebepli bir bakış açısını kullanmak adeta günümüzde ateizmin farzları arasında
kabul ediliyor. her zaman diyorlar ki din ve bilim birbirine karşıdır vs. oysa ki bu islamın yanlışlığına ya
da islamın bilime karşıtlığına işaret etmemektedir. kuran okunacak olursa aksine buna ters bir tavrın gösterilmiş
olduğu gözlenecektir. Zira Kuran esasında majik(büyüsel) düşünceye karşı çıkan gerçeği Allah’tan bilen bir tavır
takınmaktadır esasında. ve hatta bir ayette kuran’a sihir diyenler eleştirilmiştir. zira kuran böyle görünmeyen
dünyalarda görünen dünyamızı kaybetmeyi amaçlamamaktadır. aksine bu dediğim sihir bu ya diye eleştiren kafirlere
karşı Aya andolsun denilmektedir. yani görünenlere andolsun demektedir. evrende bizim tespit edemediğimiz ancak
varlığını hissedebildiğimiz şeylere değinmiş olsa da, bunların etkisine söz etmiş olsa da bu şeylerin bilimsel
izahı olmadığı anlamına gelmemektedir. yalnız bunu farkedemiyor olmamız bu şeylerin olmadığı anlamına gelmemektedir.
Kuran mesela “Ruh hakkında size pek az bilgi verilmiştir.” diyerek bu şeylerin olası nesnelliğine işaret eder.
Bazı teistlere ya da din adamlarına göreyse melek ve şeytan birer metafordur. Mesela tek tanrıcı olan Newton
bu şeylerin metafor olduğunu söylemektedir. Öyle olsa bile neticede bir gerçeklikten söz ettiği için bunlara majik
ya da mantıksız dememeliyiz.
Evreni algılayabilmemiz bildiğiniz gibi duyu organlarımız aracılığıyla yapabilir. bazen kendi öznel verilerimizi
çok gerçekmişçesine ve herkes tarafından aynen görülüyormuşcasına addederiz. yani ben böyle düşünüyorsam başkası da
böyle düşünüyordur hatası sıkça yapılabilir ve bu evreni anlayabilmemizde gözlerimizi kör edip, kulaklarımızı sağır
edip yaratıcıyı algılayabilmemizi engelleyebilir. bu sağırlık ve körlüğün algılanışından maksadım bu duyu organlarını
putlaştırmamamız gerekliliğine işaret içindir. bu duyu organları dışında bir dünya elbette tezahür edilebilir. Hatta
yaratıcılığa inanıldığı takdirde bu dünyayı algılayışımız bize evreni algılamada bir işlevsellik kazandıracaktır.
Tabii bazıları inatla çevreyi böyle algılıyorum diye böyle anlamak zorunda değilim diyerek Tanrı’ya asi gelebilse de
bizlerin evrende yaşamamız daima bu duyu organlarıyla olur. yani bu zihinsel sistemi her yerde aynı şekilde kullanıp
Tanrı’yı anlamaya çalışmada kullanmamak olmaz. Kuran insanların yüzde yüz inanmasını vaad eden bir dünya yaratmamıştır.
kuran bazılarını buradan ayırmaya çalışır. mesela ahlaksızlığa eğilimli olanları cehenneme atacağını söyleyen Tanrı’ya
sinirlenenler ateizmi seçmek için bin dereden su getirebilirler. Duyu organlarını, zihinlerini, tüm duygularını yok
sayabilirler. Oysa yüce Allah evrende var ettiği fiziksel yasalarla beraber varlığını gösterir, bunları inkar etmemek
gerektir. Bilimin inkarı Tanrı’nın inkarıdır biraz.

Sitene Kuranda Arama Motoru Ekle-İslami Web Kodları-Dini Kodlar

Aşağıdaki kodları sitenize eklemeniz yeterlidir. önizlemesi ise http://www.alimallah.net anasayfada sağ alt tarafta görünmektedir. Kuran ayetleri yanı sıra ayrıca islami etiketlere de ulaşabilirsiniz. mesela namaz diye arama yapan birisi cevap bulabilecektir. ek olarak kuranla alakalı yorumlara ulaşabilecektir. arama motoru “google özel arama motoru” ile oluşturulmuş ve www.alimallah.net sitemizle www.psikolojimedya.com sitemiz arasındadır. psikoloji medya sitesi de çokça islami yazı barındırmaktadır.(kuran ve psikoloji ilişkisi arasında.


Enma-ten Mandalası: 19 Cehennem Meleği!

“Üzerinde 19 vardır. Biz ateşin ashâbını ancak melekler kıldık ve onların sayısını ancak küfredenler için bir fitne kıldık! Kitap verilenler, yakinen inansın; iman edenler, iman artırsın; kitap verilenler ve mü’minler şüphe etmesin; kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve kafirler, ‘Allah misal olarak bununla ne istedi?’ desin diye… Böylece Allah, dileyeni saptırır; dileyeni yola getirir. Rabbinin ordularını, ancak O biliyor. O, beşer için, ancak bir hatırlatmadır.” (74/30-31)

 

Allah, kendilerine kitap verilenlerin cehennem meleklerinin sayısının 19 olduğunu yakinen bilebileceklerini, yukarıdaki ayetlerle haber vermektedir.

 

Mandalalar, Budizm inanışında, evrenin işleyişini temsil eden tasvirlerdir.

 

Aşağıda, Enma-Ten mandalası görülüyor:

Enma-Ten mandalası

 

Bu mandala, cehennemin lideri (The Lord of Hell) olarak bilinen Enma-Ten’i (Yama-deva) bir boğanın üzerine binmiş şekilde tasvir ediyor.

 

Dikkatle bakılırsa, etrafında 18 başka ilah (melek?) daha bulunduğu görülebilir. Bu nedenle, bu mandalaya, 19 ilah (melek?) mandalası da denilmektedir (Mandala of Nineteen Deities).

Garbhadhatu Mandalası’nın Üzerinde 19 Var mı?

Hindu ve Budist sanatında, evrenin işleyişini temsil eden figürler “mandala” olarak adlandırılır.

Aşağıdaki resim, Budizm’de metafizik evreni tasvir eden “Garbhadhatu” mandalasına ait:

Garbhadhatu mandalası

Şekli daha anlaşılır kılmak için, 12 parsele ayırarak inceleyebiliriz:

garbhadhatu

 

1. kısım, merkezi kısım olup, 8 taç yaprağına sahip bir nilüfer çiçeği ile sembolize edilmiştir. Çiçeğin merkezinde Vairocana bulunur. 2. kısım evrensel bilginin alanıdır. 3. kısım Vidyadharas; 4. kısım Avalokiteshvara; 5. kısım Vajrapani; 6. kısım Shakyamuni; 7. kısım Manjushri; 8. kısım Sarvanivaranaviskambhin; 9. kısım Ksitigarbha; 10 kısım Akasagarbha ve 11. kısım Susiddhi alanıdır. En dışta ise 12. kısım yer alır.

Burada Akasagarbha alanı olarak bilinen 10. kısma odaklanmanızı istiyorum!

 

Akasagarbha

 

Akasagarbha’nın yakın çevresine baktığımızda,

1) Danaparamita

2) Silaparamita

3) Ksantiparamita

4) Viryaparamita

5) Dhanaparamita

6) Prajnaparamita

7) Upayaparamita

8) Pranidhanaparamita

9) Balaparamita

10) Jnanaparamita

11) Sahacittotpadadharmacakra

12) Smrtisajatya

13) Amoghakrodhhankusaraja

14) Amoghankusa

15) Vimalagata

16) Subahu

17) Vajrasuci

18) Susiddhikara

19) Mahacakra

‘nın yer aldığını görürüz. Aşağıdaki resimde de, Akasagarbha’yı simgeleyen bir akik bilezik görülüyor:

akasagarbha

 

Bu yazıyı, sizlerden gelecek eleştirileri ve katkıları alabilmek için hazırladım.

Evet, sizin görüşünüz nedir?

Sizce Garbhadhatu mandalasının üzerinde 19 olabilir mi?

Peygamberimiz Muhammed ve Ayşe evliliği

peygamber
kafirlerin çok üzerine konuşmuş oldukları evliliktir. evlilik olduğuna da dikkat etmek lazımdır zira bu evliliği sapkınca değerlendirenler genelde modern yaşam diyerekten evlilik gibi eşler arasında güven ve bağlılık sağlayan bir yaşamı reddederler. işte kendi sapkın yanılsamalı bakışlarıyla da muhammed peygamberimizi kendileri gibi zannetmektedirler. yalnız burada temel belirsizlikler vardır ki bu belirsizlikler bu söylentinin rivayetlerle aktarılmış olmasından süregelmektedir. zira rivayetlere göre yok 9 yaşında yok 10 yaşında kızla peygamberimiz evlenmektedir. ancak böyle bir şey söz konusu olması bu kafirlerin yorum eklemesinden süregelir zira bu konuda bir ortak fikir beyanı söz konusu değildir.
bakınız ki:
” Peygamberin bu isteği, vahyin başlangıcından on yıl sonradır. Hz. Ayşe vahiy başlangıcından beş altı yıl önce doğmuştur. Dolayısıyla Ayşe’nin Peygamberimizle evlendiği yaşın on yedi-on sekiz olduğu ortaya çıkar.

Bu konu, daha detaylı bir şekilde Mevlana Şibli’ nin “Asr-ı Saadet” kitabında geçer. (İst. 1928. 2/ 997)”

bu adamlar da her yanlış rivayetleri sevdikleri halde mesela bazı ay yarılma mucizesi gibi rivayetleri reddederler. yani hadis usulünün hadisleri kanıtlamada hiç bir zaman yeterli olmayan sistemi gibi bu adamlar da kafalarına göre hadis seçip islama karşı tez öne sürmeye çalışmaktadırlar. şimdi burada incelenmesi gereken bir başka husus da peygamberimizin dönemindeki evliliklerin foksiyonudur. tabii bu fonksiyon günümüzde değişmiştir zira o zamanın aile yapısı şimdiki gibi değildir. evliliğin tek amacı da böyle günümüzdeki aşık olmadan öte bir bağlantı kurmaktır. mesela birisi var yetim ve o kişiyi korumak istiyorsun böylelikle o kişiyle evlenebilirsin.
mesela evliliğin kimsesi olmayanlarla(annesi babası) yapılan bir türü için çok eşlilikten söz edilmektedir.
“edip yüksel çevirisi: yetimler hakkında adaletli davranamamaktan korkuyorsanız uygun gördüğünüz kadınlarla ikişer, üçer, dörder evlenebilirsiniz. onlara eşit davranamamaktan korkuyorsanız bir taneyle veya yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi olduklari ile yetinin. sapmamanız için en uygunu budur. ”
(gbkz: nisa suresi 3) ayetinde görebildiğimiz üzere evliliğe salt günümüzdeki bakış açısından bakılmamaktadır. ayrıca dikkat edecek olursanız tek eşliliği de savunmaktadır bu ayet zira eşler arasında kıskançlık olabilir deniyor. ancak bilindiği gibi erkeklerde aynı zamanda çok eşlilik genleri mevcut imiş. şu haberde görüldüğü üzere profesör olan birisi tek eşlilik doğaya aykırı demektedir:
http://www.ankarahaber.com/haber/Tek-eslilik-mi-cok-eslilik-mi/87102

ayrıca da kuran`da ergen olmayan birisyle evlenmek yasaktır aslında, aşağıdaki ayette bu dolaylı yasağı görebilirsiniz.

“58. ey müminler! ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. işte allah âyetleri size böyle açıklar. allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. ”
(gbkz: nur suresi 58) ayetinde görebileceğiniz üzere ergenliğe girmeyenler yatak odasına girememektedir yani dolaylı olarak evlendiğin kişi de ergen olmak zorundadır kuranda böyle bir ayrım söz konusudur. kuranla arap geleneklerini karıştırmamak gerektir.

en doğrusunu Allah bilir. Kafirlerin yanlış bakış açıları onları yanıltabiliyor…
ayrıca tarihsel veriler:
“1- Hz. Aişe validemiz, Efendimiz ile nişanlanmadan önce, Allah Resulü’nü Taif dönüşü himayesine alan Mekke’nin sayılı tüccarlarından biri olan Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ibn Mut’im ile nişanlıydı. Eğer Hz. Aişe’nin 9 yaşında Efendimiz ile evlendiğini kabul edersek, 6-7 yaşında Efendimiz ile nişanlanmış olduğunu ve bu olaydan birkaç sene önce de Cübeyr ile nişanı bozduğunu söylemiş oluruz. Böyle bir iddia ise Hz. Aişe’nin Cübeyr ile nişanlandığında 5-6 yaşlarında olduğunu kabul etmek anlamına gelir ki, bunun da açıklanacak hiçbir tarafı olmaz. Ama biz biliyoruz ki, İslam’ı davetin yankıları Mekke’de yayılmaya başladığında Mut’im: “Ben Muhammed’e inanan bir adamın kızını evime gelin olarak almam” diyerek nişanı geri atmış ve bu olaydan birkaç sene sonra da Efendimiz, Hz. Aişe ile nişanlanmıştır.

2- Diri diri kız çocuklarını toprağa gömen cahiliye Arapları genel itibari ile kız çocuklarının yaşlarını tutmazlardı. Toplumun tüm kınamasına rağmen kızlarını gömmeyip onları büyütenler, çocukları buluğa erdiklerinde Daru’n-Nedve’de bir tören düzenler ve kızlarının artık büyüdüğünü halka ilan ederlerdi. Eğer bu uygulamayı esas alırsak, Hz, Aişe’nin 9 yaşında evlendiği iddiasını, “9 yıldır ay hali görüyordu” şeklinde anlamak gerekecektir. 9 yıldır ay hali görmesi ve bir 9 yılda çocukluk dönemini dikkate alınca, Hz. Aişe validemiz evlendiğinde 18 yaşlarında bir genç kız olduğu anlaşılacaktır.

4- Birçok tarihi kaynak Aişe validemiz ile ablası Esma arasındaki yaş farkının 10 olduğunu söylerler. Hicretin 73. yılında 100 yaşında vefat etmiş olan büyük İslam kadını Hz. Esma hicret sırasında 27-28 yaşlarında idi. Eğer o bu yaşlarda idiyse ve Aişe validemizden de 10 yaş büyük idiyse, demek ki Hz. Aişe’de hicret sırasında 18 yaşlarında idi.”
http://alimallah.net/muhammed+peygamber+kucuk+birisiyle+evliligi.html