Hindistanda Şizofreninin Cezai Sorumluluğu

ÖZET

Şizofreni kişinin gerçekle ilişkisini kaybetmesine neden olan ve bu yönüyle kişiyi adli problemlere doğru yönlendirme riski olan, kalıtım ve çevre etkileşmesi sonucu ortaya çıkan psikiyatrik bir hastalıktır. Hastalığın kalıtımla güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiş olması ve kişinin gerçekle bağının kaybolmuş olması bu psikiyatrik sorun sonrasındaki cezai sorumluluk konusundaki yargıları da derinden etkilemiştir. Bu makalede cezai sorumluluk ve şizofreni arasındaki bağ ve adalet sistemi ele alınacaktır. Bu konu ele alınırken hukuki açıdan referans alınan ülke ise Hindistan’dır. Hindistan’daki hukuk sisteminin tarihi değişimiyle beraber akıl hastalıklarıyla ilişkili yasaların oluşmasından söz edilmiştir.

GİRİŞ

Şizofreni, toplumun yaklaşık %1’ini etkileyen, genellikle 25 yaşından önce başlayan, bütün sosyal sınıflarda görülen, kişilerarası ve mesleki işlevselliği bozan ve süreğen seyreden çok yönlü bir hastalıktır.1

Şizofreninin yüz kişiden birini etkiliyor olması bu konunun önemine dair güçlü somut bir belirti olarak düşünülebilir. Şizofreninin cezai sorumluluğu konusundaki perspektifimizi genişletmek için şizofreniden ve cezai sorumluluğa sahip olmaktan detaylı bir şekilde bahsetmek yararlı olacaktır.

Şizofreninin başlıca belirtileri; sanrılar ve varsanılar, düşünce, konuşma ve davranış bozuklukları, duygularda ve duygulanımda bozulmalar, bilişsel kayıplar ve irade kaybıdır. Burada cezai sorumlulukla ilişkisi olan en anahtar belirtiler olarak bilişsel kayıplar ve irade kayıpları düşünülebilir. Bu iki kayıptan ayrı olarak bahsedilse de aslında iki kayıp da birbiriyle ilişkilidir. Hatta biri diğerinin sonucu olarak da düşünülebilir. Bilişsel fonksiyonların bozulmuş olması kişide irade konusunda da kayıplara neden olacaktır. “Aslına bakılırsa geçmişten beri süregelen insan gerçekten iradeye sahip midir?” sorunsalı şizofrenin cezai sorumluluğunun belirsizliğiyle benzer temele sahiptir. Çünkü iki sorunsalın da temelinde kişinin davranışlarına yön verebilecek bir mekanizması var mı sorusu yer alır.

Kişilerin cezai sorumluluğunun olabilmesi için yaptığı davranışların sonuçlarını algılayabiliyor olmaları ve kontrol edebilmeleri gerekir. Kişiyi bir konuda cezalandırabilmek için de kişinin bu konuda sorumluluğu olması gerektiğini düşünmek doğal olacaktır.

Aynı şekilde diğer bahsedilen belirtiler de şizofreni sırasında işlenen suçlarda cezai sorumluluğun neden olmaması gerektiğine dair ışık tutabilir. Örneğin düşünce bozuklukları belirtisi mantıklı, tutarlı düşünce yapısından uzaklaşmayla ilişkilidir. Yine bilişsel fonksiyonlarla ilgili bu bozulmayla beraber kişide paranoid hezeyanlar görülebilir. Yine paranoid hezeyanlar da şiddete yol açabilecek adli olaylara neden olur.

Şizofreni konusunda yapılan araştırmalar doğrulamıştır ki şizofreni artan şiddet riskiyle ilişkilidir (Walsh et al., 2001; Mullen, 1997). Ancak her paranoid hezeyanı olan şizofreni hastası şiddete başvurmamaktadır. Bir araştırmaya göre şiddete başvuran şizofreni hastaları şiddete başvurmayan şizofreni hastalarına göre empatik sonuç çıkarmada daha fazla zorluklar yaşarlar. Aynı zamanda başkalarının bilişsel durumlarını anlamada da güçlük çektikleri görülmüştür (Abu-Akel and Abushua’leh, 2004).

Cezai sorumlulukla ilişkilendirmem gerekirse, kişinin kalıtım yoluyla edindiği ve kişide empatik sorunlara yol açan bir hastalık, gribin insan sağlığını etkilemesine benzer bir sorun yaratıyor gibi düşünülmelidir. Şizofreninin değiştirdiği davranışlar üzerinden insanları yargılamak da kişileri gribe sahip olmaktan dolayı yargılamaya benzeyecektir.

Ancak şizofreniye sahip olmanın kişinin ne kadar davranışlarıyla ilişkilendirileceği, kişinin suç sırasında şizofrenik belirtilerle mi bu suçu işlediği belirsizliği yasalar üzerinde de etkiler yaratacaktır, belirsizliklere yol açacaktır.

Ceza Hukukunda Akıl Hastalığı Kavramı ve Sınıflandırılması

Sözlük anlamı olarak akıl hastalığı bireyde sıkıntı duygusu yaratan ve zihinsel işlevlerinin önemli bir bölümünde bozukluğa yol açan psikolojik ya da psikofizik belirtiler bütünüdür.(Ana Britanica, 1993: 247) Dönmezer ve Erman’a göre akıl hastalığı psikiyatri bilimince anlayabilme ve isteyebilme yeteneklerine etkisi kabul edilip de marazi bir hal gösteren akli melekelerdeki her türlü bozukluktur.(Dönmezer- Erman, 1994: 170) Erem’e göre akıl maluliyeti ruhi veya akli gelişimin tamamlanamaması yahut oluşmuş melekelerin tamamen veya kısmen kaybedilmiş olması halinde ortaya çıkar.(Erem, 1984: 593)

Psikiyatri bilimi akıl hastalığını uzun süreli ve tekrarlayıcı vasıfta bir davranış kalıbı halini almış sebatsız, tutarsız, tuhaf, cevap oranı bozuk davranış çeşitleri olarak tanımlar.(Dinçmen, 1984: 21) Akıl hastalıklarının temel tasnifi psikoz ve nevroz ayrımıdır. Fakat günümüzde akıl hastalıklarını daha iyi tanımak ve bu hastalıkların suç ile ilgisini belirlemek için iyi bir sınıflandırma yapmak gerekir. 1952 yılında çıkan DSM-I de ( Ruhsal Bozuklukların Tanı ve İstatiksel El Kitabı) ruhsal bozuklukları sınıflandırmıştır. Dünya Sağlık Örgütü de 1968’de ICD-8, 1979’da ICD-9 yayınları ile uluslar arası bir tanı dizgesi oluşturmuştur. Son olarak Dünya Sağlık Örgütü ICD-10 dizgesini 1992 yılında yayınlamıştır.( American Psychiatric Association, 1987: 45,ICD- 10, 1992: 18)

Akıl Hastalığı ve Suç

Mevcut düzende kendi yaşantımızı idame ettirirken üstlendiğimiz roller arasında çatışma veya dengesizlik suç faktörünü ve onun dış çevresini oluşturan suçlu psikolojisini gündeme getirir. Suçun nedenleri araştırılırken psikolojik veya biyolojik nedenler bir arada mütalaa edilir. Ayrıca insanın biyolojik, psikolojik yapısıyla bir iç dünyası ve aynı zamanda toplum içinde yaşaması insan-insan, insan-toplum ilişkileri içinde bulunması itibariyle bir dış dünyası vardır. Suç da bu iki dünyanın etkisi altındadır. (Yücel, 1987: 25)

Akıl hastalığı ile suç arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kendilerinde bazı anomaliler bulunan akıl hastaları içinde bulunduğu sosyal şartlara tamamıyla uyum sağlamadığı taktirde kendilerini suç işlemekten alıkoyamazlar. (Aktan, 1988: 91,Geçtan, 1988: 65) Ayrıca akıl hastalarının suç işlemesinde sosyal ve kültürel etkiler unutulmamalıdır. Akıl hastalarına karşı çevrenin takındığı tavırda onları suça itmektedir. Çevresine karşı uyum sorunu olan akıl hastası prestij kazanmak için suç işleyecektir. Bu nedenlerle suçlu dünyasına giren akıl hastalarının çoğu mala karşı suçlar, yataklık, gözcülük ve sair nedenlerle diğer suçlulara yardımcılık, uyuşturucu madde kaçakçılığı gibi suçlar işlemektedirler. Ülkelerin yasalarına bakıldığında ise akıl hastalığı ile ilgili bazı farklılıkların ve gelişmelerin olduğu görülür. Akıl hastalığıyla alakalı bir ülkenin değişimini gözlemlemek için o ülkenin hukuki özelliklerine yoğunlaşmak oldukça yararlı olur.

Hindistan’ın Yasal Sistemi ve Ruh Sağlığı

1.027 milyar nüfusu ile dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi olan Hindistan, tam bir zıtlıklar ülkesidir. Dünyanın en büyük endüstri ülkeleri arasında yer alırken, yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin olumsuz özelliklerinin çoğuna da sahiptir.

Antik Hindistanın zengin bir yasal sistemi olmasına rağmen şu anki ülkenin yasal sistemi büyük ölçüde İngiliz yasal sistemine aittir.(Narayan and Shikha, 2013 ) Hindistan’da akıl hastalığının yasalarla ilişkisine değinmeden önce Hindistandaki akıl hastalığının görülme sıklığına bakmak yararlı olabilir.

Hindistan’da13 psikiyatrik epidemiyolojik çalışmanın (n = 33 572) bir meta-analizi, tahmini % 5.8 oranında bir prevalansı vermiştir (Reddy & Chandrasekhar, 1998).

Organik psikoz (% 0.04),

Alkol / uyuşturucu bağımlılığı (% 0.69),

Şizofreni (% 0.27),

Duygulanım bozuklukları (% 1.23),

Sinir bozuklukları (% 2.07),

Zihinsel gerilik (% 0.69)

Epilepsi (% 0.44)

Makalede temelde araştırılan psikiyatrik hastalık olan şizofreni için prevelansın %0.27 olduğu görülmektedir.

Hindistan’da ayrıca intihar, ölümlerin en büyük 10 nedeni arasında yer alıyor ve Ulusal Suç Kayıtları Bürosu, 2004’ten bu yana% 15.8 artışla 1.31.666 intihar 2014 kaydetti. Dönemdeki on yıllık nüfus artışı% 14.6 idi.

Zihinsel sağlık ile ilgili daha önceki yasalar öncelikle zihinsel hastalıkları olan ve toplumun korunması olan kişilerin gözetim altındaki yönleriyle ilgiliydi. Hint yasaları aynı zamanda yeterliliğin belirlenmesi, toplumun sorumluluğu ve refahının azalması ile ilgilidir. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (UNCRPD)2006’da kabul edildi. Bununla birlikte ruh sağlığı yasası 1987 yılında hazırlanmış ve engelliler yasası 1995 yılında hazırlanmış ve hala üzerinde revizyonlar yapılmaktadır. İnsan hakları aktivistleri ise ruh sağlığı bozuk olanların yasal haklarıyla alakalı yasalarda değişiklikler yapılması üzerinde baskı uygulamaktadırlar.

Hindistan’ın antik çağlarda, tarihsel olarak bağımsız bir hukuk teorisi ve uygulaması olan farklı bir hukuk geleneği vardı. Dini reçete ve felsefi söylem meselesi olarak hukuk, Hindistan’da muhteşem bir tarihe sahiptir.

M.Ö. 400 yılından kalma Arthashastra ve MS 100 yılındaki Manusmriti, Hindistan’daki etkili anlaşmalardandı. Bu anlaşmalar da yasal rehberler olarak kabul edilmiştir. Manu’nun merkezi felsefesi hoşgörü ve çoğulculuktu.

İslami yönetim sırasında ise Şeriat kanunu Hindistan’a geldi; ancak esasen Müslüman nüfusa uygulanmıştı.

Hindistan, İngiliz İmparatorluğunun bir parçası haline geldiğinde, geleneğin yürütülmesinde sorunlar oldu ve Hindu ve İslam yasaları ortak hukuk tarafından değiştirildi. Sonuç olarak, ülkenin bugünkü adli sistemi büyük ölçüde İngiliz sisteminden kaynaklanmakta ve İngiliz öncesi dönemin kurumlarıyla pek az ilişki içindedir.

Çağdaş Hint Yasaları’nın büyük kısmı, kaydedilmiş hukuki örneklere dayalı bir hukuk sistemi olan İngiliz Ortak Hukukuna dayanıyor ve önemli bir şekilde Avrupa ve Amerikanın etkisini göstermektedir ve İngilizler tarafından getirilen birçok mevzuat halen yürürlüktedir.

Bu nedenle, akıl hastalıklarına sahip kişiler açısından mevzuatların çoğunun kökleri İngiliz dönemlerine kadar izlenebilir. Zihinsel hastalık kavramı, zihinsel rahatsızlığın tedavisi ve kanunlar arasında dinamik bir ilişki vardır. Rappeport, psikiyatrlar için mahkemenin “farklı amaç, amaç ve davranış kurallarına sahip başka bir ev olduğunu” belirtti. Psikiyatrist esas olarak zihinsel bozuklukların teşhisi ve hastanın refahı ile ilgilenirken, mahkeme çoğunlukla yetkinlik, tehlikeli olma, sorumlulukların azaltılması ve / veya toplumun refahı ile ilgilenmektedir. Bu nedenle, Hindistan’da da, ruh sağlığı bozuk olanlar ile ilgili daha önceki yasaların çoğu bu yönlerle ilgilendiler. Bununla birlikte, seksenlerden sonra hazırlanan yasalar ruh sağlığıyla alakalı haklara da dikkat çekmektedir.

Hindistan Anayasası, Yasanın öngördüğü usuller haricinde hiçbir kimsenin hayatından veya kişisel özgürlüklerinden mahrum edilmeyeceğini Madde 21’e göre önermektedir.

Bu madde uyarınca yaşam hakkı ve kişisel hürriyet, “çeşitli şekillerde kendini okuma, yazma ve ifade etme, özgürce dolaşma gibi imkanları içermektedir.

Zihinsel Bozuklukların Tedavisini Düzenleyen Hint Yasaları

Psikiyatri ve hukuk arasındaki ilişki, çoğu zaman akıl hastalığının tedavisi sırasında da ortaya çıkar. Akıl hastalığı tedavisinde psikiyatrik hastaların kişisel özgürlüklerinin azaltılması sıklıkla gereklidir.

Dünyadaki çoğu ülkede psikiyatri hastalarının tedavisini düzenleyen kanunlar bulunmaktadır.

Eski Hint hekimliğindeki çeşitli kalıntılarda zihinsel bozuklukların çeşitli biçimlerinin ayrıntılı açıklamaları olmasına rağmen Hindistan’daki akıl hastalarının bakımı İngiliz yeniliğidir.

1858’de Hindistan yönetiminin İngiliz tacının eline geçmesinden sonra, İngiliz yönetimine giren Hindistan’daki zihinsel rahatsızlığı olan kişilerin bakımını ve tedavisini kontrol altına almak için hızlı bir şekilde art arda çok sayıda kanun çıkarıldı.

Bu yasalar:

1858 Lunacy (Yüksek Mahkemeler) Yasası

1858 Lunacy (Bölge Mahkemeleri) Yasası

Hint Lunatic Sığınma Yasası, 1858 (değişiklikler 1886 ve 1889’da kabul edildi)

Askeri akıl hastalığı yasaları, 1877.

Bu kanunlar zihinsel sığınma yerleri kurma ve zihinsel hastaları kabul etme prosedürü yönergeleri vermiştir.

19. yüzyılın ortalarında var olan İngilizlerin rolü, o dönemde Hindistan’daki akıl hastalığı yasalarının arka planını oluşturuyordu.

1858 tarihli çeşitli Kanunlar, zihinsel olarak hasta olanların yasal çerçevesini yansıtıyordu.

20. yüzyılın ilk on yılı boyunca artan politik bilinç ve ulusal aydın görüşlerin bir parçası olarak akıl hastanelerinin acınası koşulları hakkında halkın bilinçliliği konusundaki çalışmalara Hintli aydınlar öncülük etmiştir. Sonuç olarak, Hint akıl hastalığı Yasası, 1912 yürürlüğe girdi. 1912 Yasası, Hindistan’da psikiyatrinin kaderini yönlendirdi.

Akıl hastalığı sığınma yerleri(1922’de zihinsel hastaneler olarak adlandırıldı) şimdi bir merkezi otorite tarafından düzenlendi ve denetlendi. Kabul ve belgelendirme usulü açıkça tanımlanmıştır. Gönüllü kabul hükmü getirilmiştir. Ana husus toplumun üyelerinin akıl hastalığının tehlikeli olmasını önlemek ve bu akıl hastanelerinde akı l hastası olmayan bir kişinin kabul edilmemesine dikkat etmekti. Bu hastanelerde psikiyatrlar tam zamanlı subay olarak görevlendirildi. Ayrıca kanunda zihinsel engellilere yönelik adli muayene hükmü de verilmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi BM Genel Kurulu tarafından kabul edildi. Psikiyatri Birliği, 1950 yılında, modası geçmiş ILA-1912’nin yerini alacak bir Akıl Sağlığı Tasarısı Taslağı sunmuştur. Akıl Sağlığı Yasası (MHA-87), uzun süren ve uzun süren bir sürecin ardından 1987’de nihayet yürürlüğe girdi. Kanunun ana özellikleri şunlardır.

-Zihinsel hastalığın ilerici bir biçimde tanır ve tedavi konusunda gözaltında olmaktan çok bakım ve tedaviye dikkatin çekildiği modern bir konsepte sahiptir.

-Psikiyatri hastanelerini-bakım evlerini düzenlemek ve denetlemek ve Zihinsel Sağlık konularında Merkezi /

-Eyalet Hükümetlerine tavsiyelerde bulunmak için Merkezi / Devlet Zihinsel Sağlık Otoritesinin kurulması.

-Zalimce tedavi edilen akıl hastalığı vakalarına karşı polis ve sulh yargıcının olumsuz etkisi üzerinde değişiklikler yapılmıştır.

-Akıl hastalarının insan haklarının korunması.

-Akıl hastalarının vasilik ve yönetimi

Birçok olumlu özelliğe sahip olmasına rağmen, MHA-1987, kurulduğu günden beri eleştirilerin hedefi olmuştur. Bu Kanunda insan hakkı sorunları ve zihinsel sağlık hizmeti sunumu doğru bir şekilde ele alınmamıştır. Kanunda ve kanunda yapılan kurallarda çok sayıda çok karmaşık prosedür, kusur ve saçmalık nedeniyle kanun tamamen uygulanamamıştır. İnsan hakları aktivistleri MHA-1987’nin anayasal geçerliliğini sorguladılar, çünkü herhangi bir yargı organı tarafından uygun bir inceleme yapılmadan kişisel özgürlüklerin azaltılmasıyla alakalı kısıtlamalar içeriyordu.

MHA-87 şu anda Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi’ni (UNCRPD) uyumlu hale getirme değişikliği süreci içindedir.

Engelliler (fırsat eşitliği, hakların korunması, tam katılım) Yasası, 1995 (PDA-95)

PDA-95, engelli olmayanlara karşı gelişimsel faydaların paylaşımında ayrımcılıkların önlenmesi ve engelli kişilerin istismar edilmesi ve istismar edilmesinin engellenmesi amacıyla 1995 yılında yürürlüğe girmiştir. Engelliler için engel olmayan bir çevre sağladı ve hükümetin kapsamlı kalkınma programları için stratejiler planlama sorumluluklarını açıkladı. Engelli insanların sosyal ana akım içine entegrasyonu için özel hüküm sağladı. PDA-95’in akıl hastalıklarıyla olan ilişkisi ise şöyledir, PDA-95 uyarınca, zihinsel gerilik ve zihinsel hastalık engellilik koşulları olarak sınıflandırılır. Bu yasada engelliler için yararlı olacak olan yasalar aynı zamanda akıl hastaları için de yararlı olmuştur. Bu yönüyle de şizofreniyle de ilişkili olan bir yasa olarak düşünülebilir.

Ulusal Güven Yasası-1999(National trust Act-1999)

Bu Kanun otizm, serebral palsili, zeka geriliği olan kişilerin refahı için 1999 yılında çıkarıldı. Bu sorunlara sahip olan kişilerin diğerleriyle eşit yaşaması idealine yaklaştırılmaya çalışıldı. Bu Kanun ayrıca UNCRPD-2006’yı uyumlu hale getirmek ve daha kapsamlı hale getirmek için de düzenlemeye girmektedir.

Akıl hastalıklarıyla ilişkisi ise şöyledir, akıl hastalığının özelliklerinin yönetimi, değiştirilen kanun kapsamında eklenmesi beklenmektedir.

Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Konferansı – 2006 ve Hint yasaları

UNCRPD” Aralık 2006’da kabul edildi. Mayıs 2008’de Hindistan Parlamentosu tarafından onaylandı.

UNCRPD’yi imzalayan ve onaylayan ülkeler, yasalarını ve politikalarını buna uyum sağlamalıydı. Bu nedenle, Hindistan’daki tüm engellilikle ilgili yasalar şu anda revizyon sürecindedir. Yeni değişikliklerdeki paradigma yasal kapasite, eşitlik ve haysiyet varsayımına dayanıyor.

MHA-87’deki değişiklik süreci yürürlüğe girdikten sonra Zihinsel Sağlık Tasarısı Taslağı 2011 (MHCB) taslağı hazırlandı. MHCB’nin en göze çarpan özelliği, tüm vatandaşlara zihinsel sağlık hizmetleri sunmak ve sağlamak için hükümetle ilgili görevleri güvence altına alması ve bu konuda gereken önlemleri almasıdır. İlgili yasalarda akıl hastalarının insan haklarına ilişkin ayrıntılı hükümler bulunmaktadır ve amaç için ayrı bir bölüm bulunmaktadır. Ayrıca akıl hastaları için, hükümet işlerinde engelliler için önerilen% 7’lik kontenjandan % 1 kota sağlandı. Yine şizofreni de akıl hastalığı tanımı içerisinde olduğu için bu kontenjan şizofreniye sahip olanlar için de geçerlidir.

Hint Sözleşme Kanunları

Hint Sözleşme Yasası, 1872’ye göre, akıl sahibi herhangi bir kişi bir sözleşme yapabilir. Kanunun 12. Bölümünde ise bir kişinin sözleşme yapmak için akıl sahibi olması gerektiği söylenir Bu akıl sahibi olmak ise şöyle açıklanır, kişi söyleneni anlayabilmeli ve rasyonel bir yargı oluşturabilmelidir. Genelde ruhsal sağlığı yerinde olmayan fakat ara sıra ruhsal sağlığı bozuk olan kişiler eğer o sırada akıl sağlığı yerindeyse sözleşme yapabilir. Ancak neyin akıl hastalığı sayıp neyin sayılmayacağı zaman zaman belirsizlik ve karmaşa yaratmıştır.

Genelde ruhsal sağlığı yerinde olan ancak bazen ruhsal sağlığı bozulan kişi ise, sağlıksız zihinsel bir durumda olduğunda sözleşme yapamaz. Tüm bunlar psikotik belirtilerden yoksun olan bir akıl hastasının akli dengesinin yerinde olduğu zaman sözleşme yapabileceği anlamını çıkarabilmemizi sağlar.

Bununla birlikte sarhoş olan veya deliryumda olan bir kişi bir sözleşme yapamaz.

Evlilik ve Boşanma

Özellikle şizofreniye sahip olmak ve evlenmek arasında derin bir ilişki vardır Şizofreni ve şizofreni öncesi bozuklukların her ikisi de evlilik şansını azaltır, evli olanların şizofreni hastalığının hafif bir formuna sahip olan bir grubu temsil ettiği söylenir. Alternatif olarak, evliliğin kendisi (ya da bir eş ile yaşamak), şizofreni başlangıcını veya etkisini hafiflettiği söylenebilir. Mevcut iki tanımlayıcı epidemiyolojik veriye dayanarak bu iki hipotezin hiçbiri kesinlikle reddedilemez. Olayın Hindistan’la olan ilişkisine dönecek olursak hindular için evlilik çok kutsaldır, bu nedenle evlilik törenlerinde sadece geleneksel ritüeller ve ritüeller tam olarak uygulandığında tamamlanmış sayılır. Tabii ki, gelenekler yer, yer değişiklik gösterir.

1955 tarihli Hindu Evlilik Yasası uyarınca, evlilik öncesinde yerine getirilmesi gereken zihinsel rahatsızlıklara ilişkin koşullar aşağıdaki gibidir.

Hiçbir taraf zihinsel sağlığı bozulmasının bir sonucu olarak evliliğe izin veriyor olmamalıdır. Yani evliliğe izin vermek akıl hastalığının bir sonucu olmamalıdır.

Onay verme yeteneğine sahip olsa bile, böyle bir zihinsel rahatsızlıktan veya evlilik ve çocukların doğurulması için uygun olmayacak kadar muzdarip olmamalıdır.

“Zihinsel bozukluk” ifadesi akıl hastalığı veya eksik gelişim, psikopatik bozukluk veya herhangi bir başka bozukluk veya zihin sakatlığı anlamına gelir ve şizofreni hastalığını da içeren bir kapsama sahiptir.

Zihinsel rahatsızlıklara ilişkin hükümle çelişen evlilikler, geçersiz kılınabilir. Geçersiz sayılabilen evlilikler verilen gerekçelerle bir hükümsüzlük kararnamesiyle iptal edilebilen ancak yetkili bir mahkeme tarafından iptal edilene kadar yasal olmaya devam eden evliliklerdir.


Vasiyette Bulunabilme Ehliyeti
 

Vasiyet kapasitesi, kişinin bir isteği gerçekleştirebilecek durumda olduğunun hukuki statüsüdür. Vasiyetnamede bulunabilmesi ehliyeti için bir kişinin tam anlamıyla zihinsel sağlığının yerinde olması gerekir.

Suç Yükümlülüğü

1860’da yayınlanan Hint Ceza Kanununa göre, “Zihinsel bozukluktan dolayı yapılan hareketin doğasını kavrayamayan kişinin suç olarak görülen davranışı suç olarak kabul edilmez.

McNaughton kuralları hint yasal süreci içerisinde önemlidir. Akıl hastalığı için ünlü ilk yasal test, 1843’te McNaughton davasında oluşturuldu. İngiliz Daniel McNaughton, Başbakan’ın sekreterini ateşli silahla öldürdü ve bunu başbakanın kendisine komplo kurduğuna inandığı için yapmıştı. Mahkeme “akıl hastalığı sebebiyle McNaughton’u beraat ettirdi” ve hayatının geri kalanı için McNaughton akıl hastanesine yerleştirildi. Bununla birlikte, dava halka açık bir kargaşaya yol açtı ve Kraliçe Victoria, mahkemeye akıl hastalığı için daha sıkı bir test geliştirilmesini emretti. Bu şekilde Mcnaughton kuralları ortaya çıktı. McNaughton kuralı, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Birleşik Krallık’ta akıl hastalığı için bir standart haline geldi ve halen devletlerin yaklaşık yarısında akıl hastalığı için bir standarttır.

McNaughton Kuralı için birkaç temel kurallar:

-Davacının akıl sağlığının yerinde olduğu ve suç işlemlerinden sorumlu oldukları konusunda bir varsayım vardır.

-Suçun olduğu zamanda, sanık “zihin hastalığı” ndan mustarip olmalıdır.

– Davalı, suçun doğasını anlayabildiği zaman yaptıklarının yanlış olduğunun da farkına varabilir mi?  (“United Kingdom House of Lords Decisions,” 1843).

McNaughton Kuralları ile birlikte, mahkemelerde zihinsel olarak hasta olanların cezai sorumluluğunu tanımlamaktadır ve 84. maddede yer almaktadır .Yüce Divan, her yaştan kişilerin akıl hastalığı gerekçesiyle suçsuz olduğun kanıtlanması gerektiği görüşündedir. Akıl hastalığı nedeniyle savunma sonucunda akıl hastalığı bulunuyorsa, bu kişiler psikiyatri hastanelerine yönlendirilirler.

McNaughton Kurallarına yönelik ise çeşitli eleştiriler de vardı:

-Tıbbi olarak geçerli değil.

-Toplumu tehdit eden ve etmeyen ayrımını yapmada yetersiz olduğu iddia edilir.

SONUÇ

Toplumda şizofreniye sahip olanların doğru bir şekilde yargılanmasını amaçlayan, Hindistan’daki yasalar serüveni üzerinden şizofreni, cezai sorumluluk ve yasalarla alakalı bir yaklaşım oluşturulmaya çalışılmıştır.

Özetle bu çalışma hakkında şunlar ifade edilebilir. Hindistandaki akıl hastalığı yasalarını derinden etkileyen İngiliz yasalarıdır. Hindistan’daki akıl hastalığıyla alakalı yasaları anlayabilmek için İngiltere üzerindeki yasal sistem ele alınabilir. 1858 yılından itibaren başlayan yasal düzenlemelerden son yasal düzenlemelere gelinmesine doğru ilerleyen zaman içerisinde Hindistan üzerindeki akıl hastalığıyla alakalı yaklaşımlar daha modern bir kapsama sahip olmuştur. Bugün için Hint Ceza Kanununa göre, “Zihinsel bozukluktan dolayı yapılan hareketin doğasını kavrayamayan kişinin suç olarak görülen davranışı suç olarak kabul edilmez.” Yine de gelecekte bu yasaların nasıl değişeceği ve gelişeceği merak konusudur.

Kaynakça

Kaplan & Sadock (2005) Klinik Psikiyatri El Kitabı 2. baskı; Güneş kitabevi, İstanbul.

Walsh, E., Buchanan, A., Fahy, T., 2001. Violence and schizophrenia: examining the evidence. Br.

J. Psychiatry 180, 490 – 495.

Abu-Akel, A., Abushua’leh, K., 2004. ‘Theory of mind’ in violent and nonviolent patients with

paranoid schizophrenia. Schizophr. Res. 69, 45–53.

Narayan Cl, Shikha d. Indian legal system and mental health. Indian journal psychiatry 2013;55:177-81.

Ana Britanica (1993), Cilt:1. İstanbul.

Dinçmen, Kriton (1984), Adli Psikiyatri.İstanbul.

Dönmezer Sulhi- Sahir Erman (1994), Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku. Cilt:1. 11. Basım. İstanbul.

Yücel, Mustafa T (1987), “ Cezai Sorumluluk ve Akıl Hastası Suçlular “. A.D.

Yıl: 78. Sayı:4. Temmuz-Ağustos .ss.24-29

Aktan, Hamdi Yaver( 1988). ”Suç ve Suçluluk Nedenlerine Kriminolojik Bir Yaklaşım”A.D.

Yıl:79. Sayı:2. Mart-Nisan ss.90-102

Bar Council of India. [Erişim tarihi:1 Aralık 2016]. http://www.barcouncilofindia.org .

Singh MP. Shukla’s VN Constitution of India. 9th ed. Lucknow: Eastern Book Company; 1994. p. 165.

Somasundaram O, Kumar MS. Changing patterns of admission in a state mental hospital.

 Indian J Psychiatry. 1984;26:317–21. 

Sharma S, Varma LP. History of mental hospitals in Indian sub-continent. 

Indian J Psychiatry.1984;26:295–300.

Reddy, M. V., Chandrasekhar, C. R. (1998) Prevalence of mental and behavioral disorders in India:

a meta-analysis. Indian Journal of Psychiatry, 40, 149-157.

Sharma I. Marriage and Mental Illness: Helplessness of Indian Women. In echo le souvenir, Indian

Association of Private Psychiatry, Kovalam, Thiruvananthapuram. 2011:54–60.

United Kingdom House of Lords Decisions.” (1843) M’Naghten’s Case. UKHL J16 (19 June 1843).

The McNaughton Rule .”Erişim tarihi: 30 Kasım 2016,

https://www.law.cornell.edu/background/insane/insanity.html.