Çocuk Evliliği, child marriage

                                                                              Çocuk Evliliği

Çocuk evliliği en doğrudan şekliyle yasal olarak 18 yaşından küçüklerin evlenmesi olarak tanımlanabilir. Uluslararası belgelerde de çocuk evliliği bu şekilde tanımlanmaktadır. Ancak 18 sayısının belirlenişi çok keskin olmamakla beraber kişilerin fiziksel ve duygusal olgunluğa erişme yaşlarının farklı oluşu da bu konunun tartışma konusu oluşturmasına neden olmuştur.  Bununla birlikte bazı ülkelerdeki yasalarda da evlenme yaşı farklı şekillerde yer almaktadır. Benzer konularda ülkeler arasında da çeşitli farklılıklar görülmektedir. Örneğin bazı ülkelerin hukukuna göre çocukların suçtan sorumlu olma yaşları farklıdır.  Bu da yine çocukların bilişsel kabiliyetleriyle alakalı olduğu için çocuk evliliğinin yaşının gerekçelendirilmesine benzer bir gerekçelendirme içermesi  mümkündür. Hindistan’da evlilik için yasal yaş, kızlar için 18 yaşı ve erkeklerde ise 21 yaşıdır. Bu da bu konudaki çeşitli yorumların, hukukta da farklı sonuçlara yol açtığının kanıtı olarak düşünülebilir. Yazının ilerleyen kısımlarında bu konu yine tartışılacaktır.

Konu ile alakalı dünya üzerinde pek çok araştırma bulunmaktadır. “child marriage” kelimeleriyle google scholar üzerinde yapılan bir araştırmada görülecektir ki bu konuyla ilişkili 22.600 sonuç bulunmaktadır. Aynı şekilde “çocuk evliliği” kelime grubuyla arama yapıldığında ise 42 sonuç bulunmaktadır. Bu da konu üzerinde Türkçe yayın yapan araştırmacıların fazla araştırma oluşturmadığı, fazla araştırma oluşturmak istemediği şeklinde yorumlanabilir. Kaldı ki bu sonuçlarda yer alan internet sitelerinin büyük bir kısmı da bu konudaki bilimsel, kompleks, orijinal araştırmalara dayanmamaktadır. Ancak bu konuya ilgi gösterilmediği eleştirisi dünyanın başka yerlerinde de yer almaktadır. Örneğin bazı İngilizce makalelerde çocuk evliliği “a Silent Health and Human Rights Issue “ olarak tanımlanmaktadır.

Konunun araştırılmamasının muhtemel nedenlerinden biri bu konuda araştırma yapmak için çocuk evliliğini içeren atmosfere ortak olmak gerektiği olabilir. Araştırmacı bu araştırmayı yaparken maruz kalacağı tablo muhtemelen araştırmacı için de rahatlatıcı olmayacaktır. Kaldı ki bu konudaki devlet elindeki verilere ulaşmak da zor olacağı için bu konudaki verilere ulaşmanın zorluğu da araştırmaların az oluşunu açıklayabilir. Devlet desteği olmadan bu konu üzerinde çalışmak muhtemelen araştırmacı için kolay olmayacaktır. Diğer taraftan ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde eğitim de gelişmiş olacağından daha fazla araştırma olmaktadır. Ancak bu gelişmiş ülkelerde çocuk evliliği daha az görülmektedir. Bu da araştırma yapma motivasyonu olan kültürlerde araştırma yapmayı zorlaştıran unsurlardan biri olarak düşünülebilir.

Çocuk evliliğiyle alakalı sorunsallardan en önemlilerinden biri çocuk evliliğinin hangi yaşla ilişkilendirilmesi gerektiğidir.  Sayının doğru olarak tespiti ve doğru bir şekilde hukuk ile birlikte sistematize edilmesi çocuk evliliği konusundaki tartışmaları da en doğru sonuca ulaştırabilecek perspektifi sunabilir. Bunun öncesinde evliliğin ne olduğunu tanımlamak da konunun detaylı bir şekilde anlaşılması için yararlı olacaktır.

Biyolojik bakış açısıyla evlilik iki insanın cinsel birliktelik oluşturma sürecini sözleşme ile ekonomik ve toplumsal bir kuruma dönüştürmesidir. Bu dönüştürülen kurum ayrılmayı zorlaştıran ve birlikteliği güçlendiren bir etkiye sahiptir. Bu tanımın üzerine duygusal elementler eklenebilecek olsa da en temel, sade şekliyle evlilik bu şekilde tanımlanabilir.

Evlilik evrimsel psikolojinin bakış açısıyla düşünecek olursak cinsel rekabeti önleyerek toplumun huzuru için yararlı bir fonksiyona sahip olabilir. Bunun ötesinde çocuk bakımı için gereken ebeveynlerin bir arada olmasını güçlendirdiği için nesillerin devamı için de önemlidir. Aile içerisinde çocuğun psikolojik gelişimi huzurlu bir aile yapısından olumlu bir şekilde etkilenir. Aile büyük ölçüde çocuğun çevreyle alakalı deneyimlerini oluşturma sürecine etki eder.  Ancak evlilik sözleşmesinin yaşı küçük olan, yeterince sorumluluk alacak karar verme yetisine sahip olmayan ve bu yüzden ebeveynlerinin sözlerine bağımlı olacak olan yaştaki kişilere dayatılması mümkündür. Böyle olduğunda çocuk adeta ebeveynleri tarafından pazarlanan bir sermayeye dönüşmektedir.

Kendi kararlarını almaktan yoksun olduğu bir yaşta verilen bir kararın bağlayıcılığı ise kişinin yaşamının tamamını etkileyecektir. Çünkü evlilik sözleşmesi devam edecektir. Anne ve babanın etkileşimini içeren bir aile atmosferinde yetişmesi gereken çocuk için hazır olmadığı farklı bir evlilik kurumu atmosferine maruz kalması çocukta ileriye yönelik olası psikiyatrik problemlere neden olabilir.  Bunun ötesinde yine çocuk için o yaşlarda gerekli olan eğitim ortamından çocuk yoksun bırakılacaktır. Bu yoksun bırakılmanın nedeni ise muhtemelen çocuğun evlendiği kişinin çocuk gelin için geleneksel statü olan evin bakımını üstlenmesi gerektiği fikrini aşılaması olabilir. Bu fikri aşılamaktan öte çocuğu buna zorlaması da mümkündür. Çünkü ergenlik döneminde özerklik kazanmak için yeni yeni çaba göstermeye çalışan ailesine bağımlı olan ergen bu dönemdeki evliliği nedeniyle bir engellenme yaşayacaktır. Bunun sonucunda özerkliğiyle alakalı baskınlık çatışmasında adeta farklı bir ebeveyne boyun eğmek zorunda kalacaktır.

Otorite figürlerinin artması çocuğun daha içedönük ya da şizoid bir kişiliğe bürünmesine neden olabilir. Bu tarz bir uyum mekanizması çocuğun dayaktan kaçınmasına yardım etse de yaşamından keyif almasını engelleyecektir.  Bu duruma ayak uydurmak için kullanacağı psikolojik savunma mekanizmaları da kişinin hayatına bakışını önemli ölçüde etkileyecektir.

Çocuğun o sırada bulunduğu çağın özelliklerini bilmek çocuk evliliği konusuna bakışımızı da değiştirebilir. Ergenlik, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. 12-21 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde kişinin yaşamı boyunca elde edeceği karar vermeyle alakalı bilişsel yeteneğinin doruğuna ulaşacağı öngörülür. Bu da kişinin evlenip evlenmeyeceğine karar vermesiyle ilişkili olan hukuki yetkisine karar veren süreçle ilgilidir. Kişi 18 yaşını aştıktan sonra daha büyük bir değişiklik yaşamayacağı, yeterli olgunluğa ulaşacağı öngörülür. Türk hukukuna göre bazı istisnai durumlarda çocuğun ebeveynlerinin onaylamasıyla da 18 yaşından küçük çocuklar da evlenebilmektedir.

Çocuk evliliği ve psikiyatri konusunda çocuk evliliğinin yaratacağı etkiyi anlayabilmeye yardımcı olabilecek bir literatür bulunmaktadır. Yapılan bir çalışmada çocuk evliliği yapanlarda çift uyumu ile çocukluk çağı travması ve cinsel işlevlerin birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmada çocuk evliliği yapanların çift uyumunun bozulmuş olduğu ve buna en fazla çocukluk çağı ruhsal travması, erken yaşta evlenme, çocuk yaşta gebe kalma, cinsel istismar ve cinsel şiddete maruz kalmanın neden olduğu belirlenmiştir. Çalışmada çocuk evliliği yapanların çocukluk çağında daha fazla emosyonel istismar, fiziksel ihmale / şiddet ve cinsel şiddete maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca çocuk evliliği yapan kadınların cinsel işlevlerinin önemli oranda bozulduğu tespit edilmiştir.

Bu da kişinin cinsel birliktelik için zorlandığının işareti olarak düşünülebilir. Kişi cinsel tacize uğrama sonucunda oluşan bozukluklara benzer problemlere sahip olmuştur. Hatta bunun bir çeşit ebeveynlerin onay verdiği cinsel istismar olup olmadığı da tartışılabilir. Çünkü ortaya çıkan veriler inkar edilemeyecek derecede psikiyatrik patolojiyle ilişkilendirilmiştir. Bir ek tanı olarak düşünmekten ziyade bunu doğrudan çocuk evliliğiyle ilişkili görmek halihazırda bulunan istatistiklere göre çok da mantıksız görünmemektedir.

Başka bir araştırmada ise evlendirildiğinde 15 yaşını, değerlendirme sırasında 18 yaşını doldurmamış 48 kız çocuğu değerlendirilmiştir. Olguların dosyaları ve sosyal inceleme raporları ve düzenlenmiş adli raporları araştırmacılar tarafından geriye dönük olarak incelenmiştir. Ruhsal bozukluk tanıları DSM-IV’e dayalı klinik görüşme ile belirlenmiştir. Sonuçlara göre Olguların %45.8’ine en az bir ruhsal bozukluk tanısı konduğu, majör depresif bozukluk ve uyum bozukluğunun en sık konulan tanılar olduğu saptanmıştır.

Olguların %8.2’sinde travma sonrası stres bozukluğu saptanmıştır. Olguların %22.9‘u kendi isteği dışında evlendirilmişti. Olguların %14.6’sının evlendirildiği kişi tarafından fiziksel şiddete/istismara, %27.1’inin ise duygusal şiddete/istismara maruz kaldığı saptanmıştır. Olguların %29,2’sinde intihar düşüncesinin, %20,8’inde intihar girişiminin geliştiği bildirilmiştir. Olgular sosyodemografik özelliklerine göre gruplara ayrıldığında evliliği istemeyen, evlendirildiği kişiyi evlilik öncesi tanımayan, evlilik sonrası geniş ailede yaşayan, evlendirildiği kişi çalışmayan (işsiz, askerde, cezaevinde) ve evlendirildiği kişi tarafından fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalan olgularda daha yüksek oranda ruhsal bozukluk saptanmıştır. Tartışmaya göre ise bulgularda sadece adli değerlendirme için yönlendirilen olguları içermekle birlikte küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarının ruhsal bozukluk açısından risk altında olduklarını göstermektedir. Bu konudaki tartışmaların sadece adli değerlendirmede yapılmış olması mantıklı bir eleştiri olarak gözükmektedir. Ancak bu konudaki araştırmalarda başka bir istatistiğin olmaması sorununa da ışık tutmaktadır. Bir yerlerde daima sosyal devlet olma sözü veren devletin gözden kaçırdığı çocuklar bir şekilde evliliğe zorlanmaktadır.

Sonuçlar çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi ve erken evlendirilen kız çocuklarının ruh sağlığının korunması için gerekli adımların atılması gerektiğini düşündürmüştür.

  1. Çalışmadan elde edilen %50’lik intihar düşüncesi kişilerin ruhsal durumunun güçlü bir şekilde bozulduğunun bir göstergesi olmaktadır. Adeta verilen sonuçlar çocuk istismarıyla verilen istatistiklerle de örtüşen bir yapıya sahiptir. Travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkilendirilmesi de ayrıca detaylı bir şekilde araştırılmalıdır. Çocuk evliliğinin hangi kısmının bu sorunlara yol açtığının aydınlatılması oldukça yararlı olabilir.

Çocuk Evliliği ve Ekonomi

Toplumun çocuk evliliğine bakışıysa toplumun gelişmişlik düzeyiyle ilişkilendirilmiştir.  Dünya Bankası  ve Birleşmiş Milletler örgütleri tarafından yapılan araştırmalarda da, kız çocuklarında görülen erken yaş evlilikler ile ülkenin gelişmişlik düzeyi arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir.  Bu da kişilerin çocuk evliliğine bakışıyla hayata bakışı arasında bir ilişki olduğuna dair bir gösterge olarak düşünülebilir. Bu probleme kişilerin bakışı temelde çocuk bakımı ve çocuk haklarıyla ilişkilidir. Bu gibi konularda herhangi bir sorun yaşanması ise toplum içerisinde travma döngülerine neden olabilir. Travma döngüsü olarak tanımladığım döngü travma uygulanan kişinin daha sonra başkalarında travma yaratmaya başlayarak yeni travmalar ve bunun sonucunda travmatik bir toplum oluşturması sürecini ifade ediyor.

Çocuk evliliğine bakış da adeta kişilerin yaşama bakışıyla alakalı bir ölçekteki kişilerle alakalı önemli ölçüde ipucu oluşturan bir faktöre benzemektedir.

Türkiye’de, her üç kadından birinin çocuk evliliği yapmış olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ve ülkemizin pek çok bölgesinde, on’lu yaşlardaki kızlar, para karşılığında, büyük yaşlardaki erkeklerle evlendirilmektedirler.

Yukarıda söz ettiğim araştırmayla beraber düşünüldüğünde Türkiye’nin gelişmişlik düzeyiyle alakalı da doğru bir saptamada bulunabilmemiz mümkündür. OECD’nin yapmış olduğu gelişmişlikle alakalı kompleks ölçütleri içeren testlerde görülecektir ki Türkiye genel olarak en az puanları alan son 5 ülke arasında yer almaktadır. “Life satisfaction”, “safety”, “education”, “community” gibi birçok konuda en kötü puanlara sahip OECD ülkeleri arasında yer almaktadır. Eğitimdeki düşük puanlar çocuk evliliğine izin veren, bilgisiz toplum yapısını, life satisfaction’dan düşük puan alınması da çocuğunu evlendirecek derecede yaşamdan mutsuz olan bir ülke yapısıyla ilişkilendirilebilir.(Mutluluk ve suç araştırmalarına göre mutlu olmayan kişilerin daha çok suç işlediği düşünülmektedir. Ek olarak mutsuz olan ülkelerde suç oranının daha yüksek olduğu düşünülmektedir.)

Ayrıca “community” değerlerindeki düşüş de toplumun Türkiye üzerinde birbirine güvenmeyen, sosyal bağları aslında o kadar sıkı olmayan bir ülke olduğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Zira “community” değeri toplumdaki kişilerin ihtiyaç duyduğu zamanda kişilere yardım edecek birileri olup olmadığı sorusunun sorulmasından elde edilmiş bir değerdir. Türkiye’de ise community değeri çok yüksek görülmemektedir.  OECD ülkeleri ortalamasından daha az ortalamaya sahiptir. Ayrıca “ortalama gelir”, konaklama gibi alakalı konularda da yine OECD ülkelerinin ortalamasından aşağıda bir ortalama değere sahiptir.

Eğitim ve kadının kariyer yaşantısına bakış konusu da çocuk evliliğinin dinamiklerini anlayabilme açısından önemlidir. Türk toplumunda, kızlar öğrenimlerini erken yaşta bırakmaktadırlar. Askerlik yapma zorunlulukları bulunmamakta ve çalışma yaşamına katılımları tasvip edilmemektedir. Tüm bunların yanı sıra, geleneksel anlayışta, kızların duygusal, cinsel ve iktisadi ihtiyaçlarının, dinsel ahlaka uygun bir biçimde tatmin edilebilmesinin, evlilik ilişkisi içinde olanaklı sayılması, kızların erken yaşlarda evlenmeleri sonucunu doğurmaktadır (Berhane Ras-Work, 2006:13).

Bu bakış açısının oluşturduğu kızların hayattaki tek ideali iyi bir evlilik olmuştur. Bunun dışındaki yollar uygun görülmemektedir. Ebeveyn pratikleriyle de bu düşüncelerin çocuklara aşılanması mümkündür. Eğitim alınmayan bir toplumda çocuk için en önemli, güvenli yol göstericinin çocuğun ailesi olması beklenen bir sonuçtur.  Sorgulamayan ve itaat eden kız çocuklarının olduğu bir nesil pekiştirilecektir.

Çocuk Evliliği ve Hukuk

1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 16. Maddesi’nde “Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradesiyle yapılır” denilmektedir. Türkiye tarafından 1985 yılında bazı hükümlerine çekince konulmak suretiyle imzalanan ve 1999 yılında Türkiye’nin çekincelerini kaldırarak iç hukukuna geçirdiği Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme’nin “Önyargıların ve Geleneklerin Tasfiye Edilmesi”  başlıklı 5. Maddesi’nin 1. fıkrasının (a) bendinde ise şöyle denilmektedir: “Taraf devletler, her iki cinsten birinin aşağı veya üstün olduğu veya erkekler ile kadınların basmakalıp rollere sahip oldukları düşüncesine dayanan bütün önyargılar ve gelenekler ile her türlü uygulamayı tasfiye etmek amacıyla erkeklerin ve kadınların sosyal ve kültürel davranış tarzlarını değiştirmek konusunda gerekli tedbirleri alırlar.” Aynı Sözleşme’nin “Evlenme ve Aile İlişkileri Alanındaki Haklar” başlıklı 16. Maddesi’nin 1. fıkrasının (b) bendinde şöyle denilmektedir: “Taraf  devletler, kadınlara, serbestçe eş seçmede ve serbest ve kendi rızasıyla evlenmede erkeklerle aynı hakka sahip olma hakkını tanırlar.” Aynı Madde’nin 2. fıkrasında “Çocuğun nişanlandırılması ve evlendirilmesi hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Taraf devletlerce, asgari evlenme yaşının tespit edilmesi ve evliliklerin resmi sicile kaydının zorunlu hale getirilmesi için yasama tedbirleri de dahil gerekli tüm işlemler yapılır.”

Türkiye’nin 1995 yılında iç hukukuna geçirdiği Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. Maddesi’nin 1. fıkrasında da şöyle denilmektedir: “Taraf devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.”Aynı Sözleşme’nin 36. Maddesi’nde “Taraf devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar.” denilmektedir. Bu bağlamda, uluslararası belgelerde çocuk evliliğinin bir seçim olamayacağının temel ilke sayıldığını ve çocuk evliliğinin bir insan hakkı ihlali olarak kabul edildiğinin altını çizmek gerekir. Ancak bu belgelerdeki ifadeler oldukça kapsayıcı olsa da birçok belirsizliğe sahiptir. Bu belgelere rağmen çocuk evliliklerinin sürdürülmesi de bu belgelerin işe yararlılığının sorgulanmasına neden olabilir. Ancak hukuki sistemdeki bir değişimle de büyük bir değişim gözlemlemek mantıksız olacaktır. Zira hukuk çocuk evliliğine bakışta sadece bir perspektifi meydana getirmektedir.

Dünyada Çocuk Evliliği

Hindistan’da yapılan bir araştırmaya göre 20-24 yaşlarındaki kadınların% 44’ü 18 yaşından önce evlenmiş,% 22,6’sı 16 yaşından önce evlenmiş ve% 2,6’sı 13 yaşından önce evlenmişti. Ulusal Aile Sağlığı Araştırmasın’dan (2005-206) gelen veriler, 20-24 yaşlarındaki 22.807 Hintli kadın örneklemi oluşturmuştur.

Şu anda Bangladeş’teki kadınlar için ortalama evlilik yaşı 20.2’dir. Tüm kızların yaklaşık yarısı

18 yaşından önce evlidirler.( Chowdhurray) Bangladeş için de evlilik için asgari yasal yaş kadınlar için 18 erkekler içinse 21 olarak görülüyor. Bu yönden bakıldığında Bangladeş’in yasalarındaki evlilikle alakalı bölümün Hindistan’dakine benzer olduğunu söyleyebiliriz. Kızların yarısının 18 yaşından önce evli olması ise Türkiye’deki değerlere göre oldukça yüksektir ve daha karamsardır. Bangladeş’in bu konudaki bakış açısı Bangladeş’teki kadınların toplum içindeki yerinin anlaşılması için de yardımcı olabilir. Makale içerisinde söylediğim gibi herhangi bir ölçekte yer alan çocuk evliliğine bakışla alakalı bir soru kişi hakkında oldukça geniş yargılara varabilmemize neden olabilir. Toplumun bu konudaki bakışından da toplumun tamamının toplumdaki kadınların pozisyonuna ilişkin ne düşündüğü üzerine fikir edinebiliriz. Örneğin erkeklerin 21 yaşında evlenebilmesi kadınların ise 18 yaşında evlenmesi belki de kadınların erkeğe emanet edildiği gibi bir imaj oluşturmaktadır. Tabii bu söylenilen tartışmalı olarak da düşünülebilir, zira bu değerler aynı zamanda kadının daha erken erkeklere göre olgunlaştığı gibi bir düşünceyle de alakalı olabilir. Tersi yönde bir ayrımcılık olarak düşünülebilir. Ayrıca kadınların 18 yaşından önce evlenebilmesi kadınların eğitim hayatına ilişkin de birçok bilgi verir. Nitekim farklı sorumluluklar yüklenen çocuk eğitim için yeterince zaman bulamayacaktır. “Ev hanımı” pozisyonuyla kaçınılmaz olarak özdeşleşecektir.

 

Güney Asya’nın pek çok yerinde, kalitesizlik nedeniyle Güney Asya’nın pek çok yerinde, kalitesiz yaşam nedeniyle acil obstetrik bakım ve yüksek malnütrisyon düzeyleri genç kadınlar arasında yaygındır,  özellikle de anemiyle ilişkilidir. Erken evlilik de kişinin yaşamını riske sokar. Ergen annelerin 20 25 yaş arası anne olanlara göre 2-5 kat daha fazla maternal ölüm şansı vardır.(UNICEF, 2001: 7). Türkiye’deki erken yaşta evlilik yapanlar için de geçerli bir rakam olarak düşünülebilir bu bilgi.  Kaldı ki erken evliliğin yapıldığı Türkiye bölgelerinin de ekonomik durumu düşünülecek olursa çocuk evliliğinin yaratacağı problemler daha da artacaktır. Zira ekonomik yeterliliğe sahip olunmaması aynı zamanda gerekli hijyenik koşulların yaratılmasını zorlaştıracaktır. Annenin beslenmesini, çocuğun beslenmesini de etkileyecektir.

İlk Evlilik Yaşının Çocuk Evliliği ile İlişkilendirilmesi

İlk evlenme yaşı, bir yıl içinde ilk kez evlenen bireylerin ortalama yaşını ifade eder. Kadın ve erkeklerin ilk evlenme yaşları arasındaki farklar 2015 için 3,1 olarak gerçekleşmiştir. En fazla yaş farkı olan iller; Kars 4,9 yaş, Ardahan 4,8 yaş, Iğdır ve Ağrı’da 4,3 yaş olarak belirlenmiştir. En az farklar sırasıyla; 2,5 yaş Kastamonu, 2,6 Ankara, Karabük, Zonguldak ve Şırnak illerinde görülür. Yaş farkı olan illerin doğu bölgelerine ait olduğu ve çocuk evliliğinin de sık görüldüğü iller olduğu görülmektedir.  İlginç olarak en az yaşlar arasında fark görülen illerin bir kısmı birbirine yakın illerdir. Bu da kültürün çocuk evliliğiyle, evlilik yaşıyla ilişkilendirilmesine sebep olabilir. “Karabük, Zonguldak, Ankara, Kastamonu”  illeri grubu bu hipotezi doğrularken Şırnak bu hipotezi çürütmektedir.

İlk evlenme yaşı 1950’de 19 iken, 1990 yılında 22, 2010’da 23 olmuştur. Evlenme yaşının zaman içinde yükseldiği açıkça görülmektedir. İlk evlenme yaşının yükselmesi, diğer sosyo-domografik etkenler sabit kabul edildiğinde doğum oranlarını azaltmaktadır. Doğurganlık döneminin evlilik içinde geçen kısmının kısalması doğurganlık hızını düşürmektedir. Doğurganlık hızının değişmesi de toplumun aile yapısındaki dinamikleri doğal olarak da toplumun yapısının tamamını etkileyecektir. Evlilik yaşının artması üniversite eğitimine verilen önemin artmasıyla ve kadının toplumdaki sosyal pozisyonunun değişmesiyle de ilişkilidir.

İlk evlenme yaşı üzerinde bölgesel farklılıklar görülür. Doğu bölgelerinde ilk evlilik yaşları daha düşüktür. Öğrenim durumu da ilk evlenme yaşı üzerinde etkilidir. Özellikle kadınlarda, öğrenim görmemiş kadınlar ile en az lise mezunu olanların ilk evlenme yaşları arasındaki fark 1978 yılında 5 yaş, 2003’de 5,8 yaştır. Anadili Türkçe olan kadınlarla, diğer ana dillere sahip kadınlar arasında ilk evlenme yaşı farkı; 1998’de 2 yaş iken 2003’de 1,5 yaşa düşmüştür.

Aşağıdaki grafikte de ilk evlenme yaşları ve ilk evlenme yaşları arasındaki farklar görülebiliyor. Aynı zamanda erkek ve kadın yaşlarının ortalaması görülmektedir. Tüm dünyadaki ilk evlilik yaşıyla alakalı verileri gözlemlemek çocuk evliliği konusuyla alakalı bir perspektif de oluşturabilir.

Yukarıdaki listeye göre çeşitli yorumlarda bulunabiliriz. Yaş farkının en çok olduğu ülke Arnavutluk olarak görülmektedir. Avrupa ülkelerinde ilk evlilik yaşının Türkiye’ye göre önemli ölçüde yüksek olduğu görülmektedir.

İsveç’teki erkeklerin ortalama ilk evlilik yaşı 35.6 olarak görülmektedir. Listedeki en yüksek erkek ilk evlilik yaşı İsveç’e aittir. Kadın ve erkek yaşları arasındaki fark da İsveç üzerinde fazla görünmemektedir. İsveç ise 2015 OECD verilerine göre yüksek konaklama, yüksek ortalama gelir, yüksek işe sahip olma oranı, ve yüksek eğitim düzeyine sahiptir. OECD’nin resmi sitesinde İsveç’e ait değerler şöyle yorumlanmaktadır.” İsveç, Better Life Index’te çoğu diğer ülkeye göre refah ölçütlerinde çok iyi performans gösterir. İsveç neredeyse tüm boyutlarda ortalamanın üzerinde yer almaktadır.”

Ortalama evlilik yaşının en yüksek olduğu ülke ise İzlanda’dır. İzlanda OECD’nin better life index ile ilgili sitesinde Better Life Index’te çoğu diğer ülkeye göre refaha ilişkin birçok ölçütte iyi performans gösterir. İzlanda, işe sahip olma yüzdesi ve ortalama gelirde en üst sıralarda yer almaktadır. Konut ve iş-yaşam dengesi  değerlerinde ise ortalamanın altında olduğu görülmektedir.

Listedeki kadın ve erkek yaş ortalamasının en küçük olduğu ülke Türkiye olarak görülmektedir. En erken evlilik olan ülke olarak da listedeki ülkeler arasında Türkiye görülmektedir. Türkiye’ye en yakın ülke ise Türkiye’nin komşu ülkelerinden Azerbaycan olarak görülmektedir.  Azerbaycan hukukunda yasal evlilik yaşı kızlar için 17 olmasına rağmen, özel durumlarda bu yaşın 16’ya düşürülmesine izin vermektedir.  Birleşmiş Millet Nüfus Fonunun yaptığı araştırmalara göre Azerbaycan’da da çocuk evlilikleri de yüksek düzeydedir. (Makalenin devamında detaylı yüzde veriliyor.)

Böylece İlk evlilik yaşı oranının düşük olmasıyla çocuk evlilik oranı arasında belki de korelasyon kurulabileceğini görebiliriz.

Yaş farkının en düşük olduğu ülke ise İrlanda olarak görülmektedir. Kadın ve erkek arasındaki yaş farkının fazla olmaması kadın ve erkeğin toplumdaki rollerine ilişkin bir veri olarak düşünülebilir. İrlanda ayrıca boşanma oranı en düşük olan Avrupa ülkelerinden biridir.

Ayrıca OECD’nin better life index resmi sitesinde ülkenin değerleri şöyle özetlenmektedir: İrlanda, Better Life Index’te çoğu diğer ülkeye göre refah ölçütlerinde iyi performans göstermektedir. İrlanda, konut, kişisel güvenlik, sağlık durumu, eğitim ve beceriler, sosyal bağlantılar, öznel iyi olma, iş-yaşam dengesi ve çevresel kalite açısından ortalamasının üstündedir ancak gelir ve refah ortalamasının altındadır.

Böylece ilk evlilik yaşı üzerinden ülkelerin gelişmişlik düzeyine, çocuk evliliğine kadar yorumda bulunabiliriz. Her ne kadar ortada bir nedensellik olmasa da inkar edilemez bir korelasyon bulunmaktadır.

 

 

 

 

Türkiye’de Yıllara Göre İlk Evlilik Yaşı

Buradaki tablodan Türkiyedeki ilk evlilik yaşının sürekli artma eğilimi gösterdiğini görebiliriz.

Çocuk Evliliğinin Afrika’daki Sonuçları

2002 yılında, 52 milyon kız 18 yaşından küçükken evlendi.

Çocuk evliliğiyle birlikte genç kızların doğum yapması;  doğum öncesi fistüllere ve annenin ölümüne neden olabilecek Obstetrik fistüller’a neden olur. Ortak bir inanç, çocuk evliliğinin kızları cinsel hastalıklardan koruduğu üzerinedir. Ancak durum böyle değildir. Evli kızların evli olmayan kızlardan STD’lere, özellikle HIV ve insan papilloma virüsüne (HPV) yakalanma olasılığı daha yüksektir. Sahra altı Afrika’da, 15-19 yaş arasındaki kız çocukları aynı yaştaki erkeklerden 2-8 kat daha fazla HIV ile enfekte olma ihtimali yüksektir.

Tek bir korumasız vajinal ilişki hareketinden HIV bulaşma riski, kadınlar için erkeklerden 2-3 kat daha fazladır. Küresel olarak, kadınlar arasında HIV enfeksiyonlarının yaygınlığı, yaşları 15 ile 24 arasında en yüksek; Erkekler için risk 5-10 yıl sonra doruklara ulaşmaktadır. Kenya’da yapılan bir araştırma, evli kızların evlenmemiş kız çocuklara oranla HIV bulaştırma olasılığının% 50 daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Zambiya’da bu risk daha da yüksekti (% 59). Bu çalışma, erkeklerle eşleri arasındaki yaş farkının eşler için önemli bir HIV risk faktörü olduğunu belirtti. Bu da çocuk yaştaki kız çocuklarının kendilerinden oldukça büyük olan yetişkinlerle evlendirildiği tablonun sağlık açısından oluşturacağı tıbbi problemi net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bütün bu çalışmalar kızların kocaları tarafından enfekte edildiğini göstermektedir. Bu bulgu ile ilgili bir hipotez, genç kızın fizyolojik olarak HIV enfeksiyonuna daha yatkın olabileceği hipotezidir; çünkü vajinası henüz koruyucu hücrelerle kaplanmamaktadır ve serviksi daha kolay erozyona uğrayabilir. HIV yayılımı riski de artar; çünkü krem, vajinal veya servikal laserasyonlar iletim oranını arttırır.

Ayrıca, herpes simpleks virüs tipi 2 enfeksiyonu, gonore ya da klamidya gibi STD’ler, kızların HIV’e karşı savunmasızlığını artırmaktadır.

Çocuk evliliği ve çok eşlilik başka bir ölümcül hastalık, serviks kanseri için önemli bir rol oynamaktadır. HPV enfeksiyonu Sahra Güneyi Afrika’da endemik hale gelmiştir.

Çocuk Evliliği ile Mücadeleye Yönelik Öneriler

Çocuk evlilikleri esasen sosyal ve kültürel bir sorundur. Ancak bunun ötesinde kişinin modern dünyanın kültürünü benimsememesi ve ilkel dürtülerine yenik düşmesiyle de ilişkilendirilebilir. Nitekim hayvanlar dünyasında evlilik, evlilik yaşı gibi kurallar ve zorunluluklar yoktur.

Çocukların yetişkinlerin bir minyatürü olmadığı kabul edilmelidir. Bana göre yasaların bu konuda yeterli olduğu açıkça görülmektedir. Ancak yine de yasaların sosyal ve kültürel olarak desteklenmesi gereklidir. Örneğin çocuğun evlilik konusunda seçim şansının olmadığı gerçeğinin toplum tarafından anlaşılması ve önlem alınması gereklidir. Çocuk olan kişi çocuk evliliği konusunda şikayetçi olduğunda başına gelebilecek alternatif senaryolardaki çocuğun refahı garanti altına alınmalıdır. Eğer çocuk için alternatif olası bir senaryo devlet tarafından karşılanamıyorsa çocuk açısından adalet sisteminin belirsizliğiyle karşılaşmaktansa evliliğe boyun eğmek mantıklı görünecektir. Zorla evlendirilmeye çalışılan kişinin aynı zamanda olası diğer istismar türlerine de oldukça açık olduğunun güçlü bir şekilde farkında olunması gereklidir.  Koruyucu aile gibi uygulamaların yaygınlaştırılması ve bu tür kurumların modernize edilip çocuğun refahını sağlayabilecek optimum gerekli koşulları sağlayabileceğinden emin olunmalıdır.

Aynı zamanda yetişkinlerin de çocuk evliliği konusunda bilinçlendirilmesi önemlidir. Neticede çocuk evliliğini gerçekleştiren ailelerin bazen bunu maddi sebepler yüzünden gerçekleştirdiği bilinmektedir. Aynı zamanda  devlet politikası toplumun ekonomisinin homojen bir şekilde dağılması, işsizlik gibi konularda gereken önemi göstermelidir.  Dünya Bankası tarafından belirli aralıklarla düzenli olarak yapılan Gelir Dağılımı Araştırmaları’na göre, az gelişmiş ülkelerde, çok sayıda kız, erken yaşlarda evlendirilmek suretiyle; öğrenim ve sağlıklı yaşama hakkından alıkonulmaktadır. Bu ise, kadının toplumdaki statüsünün düşmesine ve daha yoğun cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmasına neden olmaktadır. . Örneğin 15-19 yaş aralığında kızlarda evlenme oranı Kanada’da %0.6, ABD’de %3.9, İngiltere’de %1.7, Finlandiya’da %0.6, İsveç’te %0.4, Japonya’da %0.7, Fransa’da %0.6, Hollanda’da %2.4, Belçika’da %1.6, Almanya’da %1.2, İtalya’da %3, İspanya’da %2.3 olarak tespit edilmiştir. Güney Avrupa ülkelerinden olan Portekiz’de oran %5.7 ve Yunanistan’da %5.5 şeklindedir.     Ülkelerin gelişmişlik düzeyi düştükçe, çocuk gelinlere daha yüksek oranlarda rastlanılmaktadır. Örneğin 15-19 yaş aralığında kızlarda evlenme oranı, Azerbaycan’da %12, Lübnan’da %13.2, Mısır’da %15.9, Peru’da %12.5, Şili’de %11.7, Arjantin’de %12.4’tür.

Dünyada, çocuk gelinlere, en yüksek oranda Batı-Doğu-Orta Afrika ülkelerinde ve Güney Asya’da rastlanmaktadır. Örneğin Batı Afrika ülkesi olan Nijer’de oran %61.9, Doğu Afrika ülkesi olan Mozambik’te %47.1, Orta Afrika ülkesi olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde %74.2, Güney Asya ülkesi olan Afganistan’da %53.7, Bangladeş’te %51.3’tür (World Marriage Patterns, 2000). Türkiye’deki oran ise %15.5 olarak tespit edilmiştir. Ancak bu oranın gerçeği yansıtmadığını belirtmek gerekir. Çünkü Evlilik Modellemeleri Araştırması yapılırken, Türkiye’ye dair veriler, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgilerle tespit edilmiştir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nde ise sadece medeni kanunun öngördüğü şekilde hakim kararıyla yapılmış olan erken evliliklerin kaydı bulunmakta, sosyolojik anlamda yapılan erken evliliklerin yani dini nikaha dayanan erken evliliklerin kaydı bulunmamaktadır.

Bu bağlamda, resmi oranın, sosyolojik araştırmalarda elde edilen verilerle birlikte okunması gerekmektedir. Böyle bir okuma ise, bugün, Türkiye’de çocuk gelin oranının %30 ila %35 arasında seyrettiğini ortaya koymaktadır. BM 2007-2008 İnsani Gelişme Raporu’nda(www.undp.org.tr) yer alan ülkelere ait kişi başına düşen milli gelir rakamları, söz konusu ülkelerdeki çocuk gelin oranı ile birlikte değerlendirildiğinde, bu çalışmanın varsayımı olan “ülkelerin gelişmişlik düzeyi arttıkça, çocuk gelin oranının düştüğü” varsayımı doğrulanmaktadır. Nitekim kişi başına düşen milli geliri 33.375 $ olan Kanada’da çocuk gelin oranı %0.6, kişi başına düşen milli geliri 30.386 $  olan Fransa’da çocuk gelin oranı %0.6, kişi başına düşen milli geliri 32.525 $  olan İsveç’te çocuk gelin oranı %0.4’tür.

Kişi başına düşen  milli gelir düştükçe, çocuk gelin oranı yükselmektedir. Örneğin Yunanistan’da kişi başına düşen milli gelir 23.381 $ ve çocuk gelin oranı %5.5 ve Arjantin’de kişi başına düşen milli gelir 14.280 $ ve çocuk gelin oranı %12.4’tür. Türkiye’de ise kişi başına düşen milli gelir 8.407 $ ve çocuk gelin oranı %30 üzerinde seyretmektedir. Bu, Türkiye’nin iktisadi gelişmişlik sorununun çözülmeden, Türkiye’de kız çocuklarında erken yaş evlilikleri sorununun çözülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Yine “child marriage and poverty” kelime grubu google üzerinde en çok araştırılan konulardan biridir.

Ayrıca bu sorunun saptanması da çözüme yönelik oldukça yararlı adımlar atılmasına zemin hazırlar. Bu konuda  çocukların çocuk evliliğine maruz kalınmasıyla ilgili olarak rutin testler uygulanabilir. Bu konuda çocuğun öğretmeni ve rehber öğretmeniyle birlikte çalışmalar düzenlenebilir.

Bunun ötesinde aileler için de bu konuda eğitimler verilmesi, bunun çocuğa nasıl bir zararının olacağının anlatılması da problem çözümüne dair yol almada yardımcı olabilir. Aynı zamanda konuyla ilgili cezaların artması da olayın caydırıcılığını artırabilir.  Gambiya Cumhurbaşkanı Yahya Jammeh, 18 yaşından küçük kızlarla evlenen kişilerin 20 yıla kadar hapis cezasına çarptırıldığını geçmişte ifade etmişti. Buna benzer cezalandırmalar da her ne kadar tek başına yeterli olmasa da belki de caydırıcı bir faktör olacaktır.

Bu konuda araştırma yapılmasının zorluğu düşünüldüğünde bu konu üzerinde yapılacak olan araştırmalara devlet desteğinin sağlanması oldukça yararlı olabilir.

Sonuç

Çocuk evliliği başta ekonomik olarak gelişmemiş ülkeler olmak üzere bütün dünyayı etkileyen, çocukların psikolojik, biyolojik gelişimlerini ciddi ölçüde engelleyen bir olgudur. Çocuk evliliğini önleyebilmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak oldukça önemlidir. Farkındalık oluşturmak adına devlet politikası oluşturulması ve bu konu üzerinde çalışmalar yapılması tüm insanlık için yararlı olacaktır.

 

Kaynakça

Nour NM: Child marriage: a silent health and human rights issue. Rev Obstet Gynecol. 2009, 2: 51-56.

Çakmak D. “Türkiye’de Çocuk Gelinler”. Birinci hukukun gençleri sempozyumu hukuk devletinde

kişisel güvenlik, bildiri tam metinler e-kitabı. Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2009: 20-2

Soylu N, Ayaz M. Adli degerlendirme için yonlendirilen küçük yaşta evlendirilmiş kız

çocuklarının sosyodemografik özellikleri ve ruhsal değerlendirmesi. Anadolu Psikiyatri Dergisi. 2013;14:136-44.

Ras-Work, Berhane. (2006). The Impact of Harmful Traditional Practices on the Girl Child, Elimination of All

Forms of Discrimination and Violence Against the Girl Child, UNICEF Innocent Research Center Expert Group Meeting, 25-28 September 2006, Florence-Italy.

Raj , N. Saggurti , D. Balaiah & J. G. Silverman (2009) Prevalence of child marriage and its effect on fertility

and fertility-control outcomes of young women in india: a cross-sectional, observational study. Lancet 373(9678), 1883–1889.

Chowdhurray, F. D. (2007). The socio-cultural context of child marriage in a Bangladesh village.

International Journal of Social Welfare, 13, 244–253. doi:10.1111/j.1369- 6866.2004.00318.x

TEZCAN, Prof.Dr. Sabahat; ÇOŞKUN, Yadigar (2004). . TÜRKİYE’DE 20. YÜZYILIN SON ÇEYREĞİNDE

KADINLARDA İLK EVLENME YAŞI DEĞİŞİMİ VE GÜNÜMÜZ EVLİLİK ÖZELLİKLERİ. Nüfus Bilim Dergisi 26, 15-34.

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do;jsessionid=XMQTXvNXb2VN34qt9fKd2dhCMSvxvSBplxT7mRKDTM7qL3GpNLJh!-51988230?id=21515 tuik.gov.tr. 02 Mart 2016. Erişim tarihi: 25 Aralık 2016.

United Nations Economic Commission for Europe “Mean age at first marriage by sex”. Erişim Tarihi 25 Aralık 2016.

http://statline.cbs.nl/StatWeb/publication/?DM=SLEN&PA=37772eng&D1=0-47&D2=0,10,20,30,40,50,(l-1)-l&LA=EN&VW=T Erişim tarihi 25 Aralık 2016

www.turkstat.gov.tr/IcerikGetir.do?istab_id=18 “EVLENME VE BOŞANMA İSTATİSTİKLERİ”]. tuik.gov.tr. 2011. Erişim tarihi: 25 Aralık 2016.

Mathur S, Greene M, Malhotra A. Too young to wed: the lives, rights and health of young

married girls. Washington: International Center for Research on Women; 2003.

Laga M, Shartlander B, Pisani E, Sow P, Carael M. To stem HIV in Africa, prevent

transmission to young women. AIDS. 2001;15:931–4

Kelly RJ, Gray RH, Sewankambo NK, Serwadda D, Wabwire-Mangen F, Wawer MJ. Age differences

in sexual partners and risk of HIV-1 infection in rural Uganda. J Acquir Immune Defic Syndr. 2003;32:446–

Fleming DT, Wasserheit JN. From epidemiological synergy to public health policy and practice: the

contribution of other sexually transmitted diseases to sexual transmission of HIV infection. Sex Transm Infect. 1999;75:3–17.

Auvert B, Ballard R, Campbell C, Carael M, Carton M, Gehler G, HIV infection among youth in a South

African mining town is associated with herpes simplex virus-2 seropositivity and sexual behavior. AIDS. 2001;15:885–98.

Schmauz R, Okong P, de Yilliers E, Dennin R, Brade L, Lwanga S, Multiple infections in cases

of cervical cancer in tropical Africa. Int J Cancer. 1989;43:805–9

Kuhn L, Denny L, Pollack A, Lorincz A, Richart R, Wright T. Human papillomavirus DNA

testing for cervical cancer screening in low-resource settings. J Natl Cancer Inst. 2000;92:818–25.

UNFPA, Child marriage in Azerbaijan (overview), 2014

 

Bir Cevap Yazın